Haziranda Kar İstemek

Annesi çok enteresan bir hâdise anlattı:
Özürlü çocuğunun bu dünyada en çok istediği şey top oynamakmış. Fakat mahalle çocukları onu oyuna bir türlü almıyorlarmış. Garibim saha kenarına oturuyor, içini çekerek onları seyrediyormuş. Bıkmadan usanmadan; “Ben de oynasam.” diyor, ama her seferinde tersleniyormuş. Birgün bütün cesaretini toplayıp takım kaptanına sormuş:
- Bir kere olsun sizinle oynayamaz mıyım?
Kaptan, çocuğa alaylı alaylı sırıtarak demiş ki:

Yaşlı Adam ve Çocuklar

Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar.

Okulların açıldığı ilk gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak...

Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir.

İnsan hayatını satın alamazsınız..

Polisi gördüğünde yavaşlamadan önce takometreye baktı. Hız limitinin 80 olduğu yerde 120 ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi?
Arabasını sağa çekti. "İnsaallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir
araba geçer" diye duşünüyordu.

Mükemmel Kalp

Genç bir adam kendi kalbinin yörenin en güzel kalbi olduğunuilan etmişti. Onu görenlerde bunu onaylamıştı.Birden kalabalığı tam ortadan yaran yaşlı bir adam genç adama doğru yürüdü ve :

"Ne için senin kalbin benim ki kadar güzel değil "dedi.
İşte tam o anda kalabalık ve genç adam yaşlı adamın
kalbine doğru baktılar. Çok hızlı çarpıyordu fakat içinde çok fazla yara ve zaten çok az kalan boşluklarda çentikler vardı,

İnanmak

Köyün birinde kuraklık olmuş..Ne tarlaları canlandıracak, ne de hayvanların içebileceği bir damla su varmış..Tam bir kuraklık havası hakimmiş.
Çaresiz köylüler, çareyi Hak kapısında aramışlar..Çoluk çocuk herkesi toplanmış, yanlarına hayvanlarını da alarak, yağmur duası için kırlara çıkmışlar..

Biz evlenince bir çift ayakkabı mı olacağız?

Bu bir gelenekti,
gelinlik kız kulağını kapıya dayar dinlerdi..
genç kız kalbini kadere dayar beklerdi..

Kapının pervazına dokununca, sivrilmiş bir kıymık elini hafifçe çizdi. Bir kaç kandamlası birikti, karardı ama akmadı. Küçük bir “ah” dedi ve sonra yuttu bu “ah”ı.
İçeride bir dünya kurulduğunu biliyordu ama ya bu dünya kalbinin enkazı üstüne kuruluyorsa? Gittikçe sıkıntı bastı.

Dahi hünkar Fatih Sultan'a mektuplar...

Hayatından daima feyz alacağımız gönül sultanları arasında müstesna bir yeri olan Hacı Bayram Veli, nice "gönüller hâk etmiş", nice veliler yetiştirmiş, ilim ve irfan hayatımıza nice hizmetler vermişti. Bu arada Osmancık Medresesinin ünlü müderrisi Mehmed Şemseddin'i de "Akşemseddin" olarak insanlığın hizmetine sunmuştu.
Mikrobun kâşifi, kalplerin ve ruhların tabibi olan "2.Lokman" diye şöhret bulan Akşemseddin, –çokların kırk yıl beklediği pîr ocağında– iki–üç senede kemâle ermiş, hilâfet tâcı giyerek irşad postuna oturmuştu.

Herman'ın Öyküsü

1914 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nda savaşmış bir askerin, Herman’ın öyküsü…
Patlamalar, haykırışlar, kan ve ölüm… Yalnızca bunların yaşandığı cephede, Herman’ın da katıldığı bir savaş tüm şiddetiyle devam ediyordu. Askerler, her türlü insanca duyguyu unutmuş gibiydiler. Düşmanlarını öldürmeden önce, bir an durup onların gözlerine bakıyorlardı. O gözlerde gördükleri korku ve acıdan etkilenmiyorlardı. Kendi korkuları her şeyin ötesindeydi.

Karınca ve Kanuni

Kanûnî Sultan Süleyman merhum, Topkapı Sarayı’ nın bahçesindeki ağaçlarda mebzûl miktarda
karınca görülmesi üzerine, kurtulmak için çare araştırır ve ağaçların gövdelerine ve diplerine kireç
tatbik edilirse meselenin çözüleceğini öğrenir.
Fakat ilim ehlinden izin almadan yapmak istemez ve Zenbilli Ali Efendi’ ye meseleyi sorar.

Bir Çift Kundura

Onyedinci asır başlarında Dalmaçyada Nadin Kasabasında Sancak Beyinin ahırında uşak olarak çalışan on üç yaşında bir çocuk vardı.

Herkes tarafından horlanan bu kimsesiz çocuğa bir gün bir dul kadın acımış ve çıplak ayaklarına, kocasından kalmış kocaman bir çift partal kundura giydirmişti.
Nadin'den bir vazife ile bir Kapıcıbaşı geçti. Sancak Beyinin konağında misafir oldu ve küçük ahır uşağının zekâ ile pârlayan gözleri ve kir tabakaları altında kaybolmuş güzelliği nazarı dikkatini çekti, çocuğu yıkatıp temizlettikten sonra alıp İstanbul'a getirdi.

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar