Yahya Kemal Beyatlı

1884 yılında Üsküp'te doğdu. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlköğrenimini Üsküp'te gördü. İstanbul Vefa Lisesi mezunu. Başlangıçta Sultan II.Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak Paris'e kaçtı. Fransa'da Siyasal Bilgiler okurken hocası Albert Sorrel'in etkisinde kalarak düşüncelerinde değişmeler oldu. Fransa'da dokuz yıl kaldı. Fransız edebiyatını ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu. Onlardan etkilendi. Bir ara Nev-Yunanî bir şiirin peşine düştü. Doğu Dilleri Okulu'na devam ederek Arapça ve Farsça'sını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı. 1913 yılında İstanbul'a döndü. Darüşşafaka, Medresetü'l-Vâizin ve Darülfünûn'da Tarih ve Edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı'na katıldı.

Yusuf Ziya Özcan

5 Mart 1951 doğumlu Prof. Yusuf Ziya Özcan, 1973 yılında Ankara Üniversitesi'nden mezun oldu. Yüksek lisansını 1978 yılında Chicago Üniversitesinde, doktorasını da yine aynı üniversitede 1981 yılında tamamladı. Eylül 2003- Ağustos 2004 tarihleri arasında ODTÜ Sosyal Bilimler Fakültesi Başkanlığı görevini yürüttü. Ocak 2004'ten beri FulBright Komisyonu üyesi ve Başkan yardımcısı. TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve ODTÜ'de sosyoloji dersleri veren Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan aynı zamanda Ankara merkezli düşünce araştırma kuruluşu Uluslararası Stratejik Araştırmalar

Zeyd bin Harise

575 yılında Yemen\'de doğdu. Sekiz yaşında ailesinin yanından kaçırılarak Mekke\'ye götürüldü. Burada köle olarak satıldı. Hakim bin Hizam onu alarak halası Hatice\'ye hediye etti. Hazreti Hatice, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed\'le evlendikten sonra, onu Peygamber Efendimiz\'e hediye etti. Yıllar sonra Zeyd bin Harise\'nin izine ulaşan ailesi, onu geri almak istedi. Peygamber Efendimiz\'in kendisine, dilediği gibi davranmasını söylemesi üzerine, onun yanından ayrılmak istemedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, onu evlat edindiğini bildirdi. Müslüman olan ilk dört kişiden biridir. 622 yılındaki hicrete katılarak, Mekke\'den Medine\'ye göç etti. İslam\'ı tebliğ için Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed\'le birlikte Taif\'e gitti.

Obur Kaplumbağa

Bir varmış, bir yokmuş,

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,

Allah’ın yarattıkları buğday tanesinden çokmuş.

Kimi kavak gibi uzun, kimi kabak gibi tombulmuş, Kimi yürürken tıs tıs eder, kimi kuş gibi uçarmış

Yeşil mi yeşil, güzel mi güzel bir orman içinde iki arkadaş kaplumbağa yaşarmış. Birinin adı Meyşa diğerininki ise Tişni imiş. Meyşa ile Tişni çok iyi arkadaşmış.

Meyşa hareketli, yardımsever, çalışkan, dost canlısı bir kaplumbağaymış. Tişni ise tembel, dünyayı umursamayan, herkesten uzak durmayı seven bir kaplumbağaymış. Tek ar­kadaşı Meyşa imiş. Meyşa ve Tişni her akşam aynı ağacın altında buluşurlarmış.

Kara Tren

Evvel zaman içinde bir orman varmış. Bu ormanın kenarından tren yolu geçermiş. Her gün bir tren kasabadan kente giderken bu ormanın yamacından geçermiş. Ormandaki hayvanlar treni çok severlermiş. Tren ormanın kenarına gelince düdüğünü öttürür haber verirmiş: Düüüüüütt!.. O zaman hayvanlar ormanın kenarına koşarlarmış. Tavşanlar, sincaplar kulaklarını sallayarak onu selamlarmış. Çiçekler bile başlarını sallar, kuşlar onunla yarışırlarmış. Trende keyifli keyifli çuf, çuf çuf çuf eder, puf puf puf diye dumanını çıkararak geçer gidermiş.

Kırmızı başlıklı kız

Bir zamanlar küçük bir kız varmış. Annesi ona çok güzel bir kırmızı başlık yapmış.

Böylece küçük kızın adı ,Kırmızı Başlıklı Kız olmuş.

Bir gün annesi,’Büyük annen hasta, yaptığım bu keki ona götürür müsün?’demiş.

Kırmızı Başlıklı Kız keki almış ve yola koyulmuş.

Annesi arkasından‘’Sakın ormanda yabancılarla konuşma’’ diye seslenmiş

Kırmızı Başlıklı Kız,‘’Tamam anne ,yabancılarla konuşmam! Biliyorum!’demiş.

Ne tarafa dönmeli?

Bir adam İmam-ı Âzam’a gelerek sordu:

"Yıkanmak için nehre girdiğimde kıbleye mi yöneleyim, başka yöne mi?"

İmamı Azam tebessüm ederek cevap verdi:

Engel

Alman şairi Heine, Bulagne’de bir otelde kalırken, lobide oturup gazete okur. O sırada oraya, İtalyan bir aile gelir ve yüksek sesle konuşmaya başlarlar. Şair birkaç defa onlara anlamlı bir şekilde baktıysa da İtalyan aile hiç aldırış etmez. Sonunda onlara şöyle der:

Fransız Kralı Napolyon'a tokat gibi cevap

Fransa Kralı III Napolyon'un, Paris'te Osmanlı Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında bir ara alaylı bir şekilde ,
-"Sen kendini Yavuz Sultan Selim'in elçisi mi zannediyorsun?" demesi üzerine Ahmet Vefik Paşa da büyük bir hazır cevaplıkla:

Ota Benga

16. ve 19. yüzyıllar arasında Afrika'da büyük bir insan talanı yapıldı. Köleleştirilen milyonlarca Afrikalıdan bir olan Ota Benga hayatları zaten dramatik olan bu insanların arasında belki de insanlık tarihine utanç olarak geçecek bir uygulamaya maruz kalmıştır.

Afrikalı kabilelerden Chirichiri'lerin bir ferdi olan Ota Benga'nın ismi kendi dilinde "Dost" demektir. Evli ve iki çocuk babasıydı.

1904 yılında Amerikalı misyoner Samuel Philips Verner tarafından Belçika Kongo'sunda yakalandı ve diğer renkdaşları gibi zincire vurularak ve çok zor şartlar altında Amerika Birleşik Devletleri'ne götürüldü.

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar