Iman Konusunda Ibretli Bir Olay ..

Meşhur alimlerden birisi bir beldeye uğramıştı. Yanında birçok talebe ve halk olduğu halde bir ihtiyar ninenin yanından geçtiler. İhtiyar nine kalabalığı görünce, oradaki birisine: "Bu kimdir, bu kalabalık nedir?" diye sordu. Alimin talabelerinden birisi bunu duydu ve :

"Onu tanımıyor... musun? O, Allahu Teala'nın varlığı hakkında binbir tane delil ortaya koymuş bir alimdir." diye cevap verdi. Nine gülerek: "Eğer onun Allah'ın varlığı hakkında binbir tane şüphesi olmasaydı, binbir tane delile ihtiyacı olmazdı. Ben Yüce Allah'a delilsiz iman ediyorum"

Rüzgar İle Yaprak

Rüzgâr ile yaprak dost oldular. Artık rüzgâr savurmuyordu yaprağı.
-”Söyle dostum, nereye istersen oraya götüreyim seni” dedi rüzgâr yaprağa.
Yaprak düşündü taşındı, aklına hiçbir şey gelmedi. Tekrar sordu rüzgâr:
- Hadi söyle seni istediğin yere taşıyayım.
Tekrar düşündü yaprak , aklına yine bir şey gelmedi…
- ”Bilmiyorum rüzgâr kardeş, aklıma hiçbir şey gelmiyor. Sen söyle ?” dedi.
Rüzgâr:

Kocasını ateşten kurtaran kadın

Bazen erkeği idare etmek evin hanımına dü­şer. En zor anlarda ondaki annelik şefkati ve sab­rı yuvayı ayakta tutar. Koca ahlak olarak çökmüş, maddi olarak iflas etmiş ve her yönüyle yardıma muhtaç hale gelmiş olabilir. Böyle bir noktada müslüman kadına büyük iş düşmektedir. O, iman, sabır ve vefa ile hem yuvasını kurtarabilir hem de bu büyük hizmetiyle cennet kadınları arasında yer alabilir. Tıpkı Hz. Peygamber' in (s.a.v) kızı Hz.
Zeyneb (r.ah) gibi.

Toprağın altında en fazla ne var

Behlül Dânâ hazretleri, Halife Harun Reşid’e soruyor:
- Toprağın altında en fazla ne var?
- Bunu bilemeyecek ne var, ölü var.
- Hayır, Sultanım ölüler değil feryatlar var. İman ile gidenler, niye daha çok çalışmadık, niye daha çok ibadet yapmadık diye, iman ile gidip, günahkâr olanlar da niye bu günahları işledik diye, kâfirler ise neden küfre sebep olacak işler yaptık diye herkesin feryadını bastırarak, feryat ederler.

Değneğin bedeli

Taberi, İyas bin Seleme (r.a.)' nin şöyle dediğini rivayet eder:

" Ömer bin Hattab (r.a.) çarşıdan geçiyordu. Değneği de elinde idi. Değneğin ucu ile beni dürtüp,

- Yolun ortasında durma dedi.

Ertesi sene bana rastgelince,

- Hacca gitmek istiyor musun? diye sordu.

-Gitmek istiyorum, dedim. Elimden tutup,

- Öyleyse gel, dedi ve beni evine götürüp bana 600 dirhem verdikten sonra,

Dur ve düşün!

Basra şehrinde büyük bir yangın olmuştu. Yangın şehri sarmış.; ahalinin kimi malını, kimi canını kurtarma derdine düşmüştü. Malik b. Dinar hazretleri de o sırada Basra'nın yakınında bulunan tepeciğin üzerine çıkmış, Basra'yı kuş bakışı seyrediyordu. Basra ahalisi dehşetli telaş içinde koşuşturup duruyordu. Manzarayı gören Malik b. Dinar dedi ki: "Şu yangında yükü hafif olanlar kurtuldu, ağır olanlar mahvoldu!" Bu söz ne kadar da manidardır!

Eşeğini Kaybeden Köylü Ve Cuma Namazi

Adamın biri bir gün eşeğine buğday yükleyerek değirmene varır. Eşeğin sırtındaki buğday çuvallarını indirir indirmez eşek kaçar ve kaybolur. Adam eşeğin peşine düşerek aramaya koyulsa Cuma namazını kaçıracaktır.

Tam bu sıkışık anda adamın tarla komşusu çıkagelir ve der ki, “Bugün sulama sırası senindir; hemen git; nöbetini kullanarak toprağına su ver. Sıranı kaçırırsan bir daha nöbet sana gelinceye kadar tarlanı sulayamazsın.“

Peygamberin kardeşleri

Ebû Hüreyre radıyallahü anh şöyle anlatıyor:
Peygamber aleyhisselâm kabristana gelip buyurdu:
— Selâm sizlere ey müminler topluluğunun diyarı! Ve biz de,,—Allah dilerse— muhakkak size ulaşacağız. Kardeşlerimizi görmeyi arzu ediyorum.
— Ey Allah'ın Resulü, biz senin kardeşlerin değil miyiz? dediler. Peygamber aleyhisselâm:
— Siz arkadaşlarımsınız. Kardeşlerimiz ise, henüz gelmemiş olanlardır.
Bunun üzerine:
— Ey Allah'ın Resulü, ümmetinden henüz gelmemiş olan kimseyi nasıl bilir ve tanırsın? diye sordular. Peygamber aleyhisselâm:

Biyoloji sınavı

Biyoloji dersinden yapılacak sınav için sınıftaki herkes acayip çalışmış, notlar fotokopiler havada uçuşmuş.
Daha sonra sınavın yapılacağı gün gitmişler bir de bakmışlar, ortada kağıt kalem yok sadece sıra sıra mikroskoplar.
Hocada başlarında bekliyorken demiş ki,
"Bu mikroskoplarda lamda bir böceğin bacağı var, sınavınız bacağından böceği tanımak" Tabi hemen itirazlar ama fayda yok. Dediği dedik.

Bana ne ad koyarlar

Bir gün Nasretin Hoca'ya Timur :
-Yahu, şu Abbasi halifelerinin her birisi birer lakab almış kimi El mutazımBillah, kimisi de El mütevekkil-Allah, diye anılıyormuş. Ben acaba onların zamanında hükümdar olsaydım, bana ne ad koyarlardı. Hoca hiç çekinmeden :

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar