Kelebek anlayışı

 Garaj kapısını açınca, kanatlarını açmış, çırpınıp duran bir kelebekle karşılaştım. Dışarı çıkmaya çalışıyor, habire kapalı camlara çarpıp duruyordu. Kelebeğin dışarı çıkmasına yardım etme düşüncesiyle, garaj kapısını iyice açtım. Ama bu, işe yaramadı. Tam aksine, garaj kapısının açılırken çıkardığı sesten ürken kelebek, daha yüksekten uçmaya başladı ve bir örümcek ağına dolandı. Bu kez, uzun saplı bir süpürgenin yardımıyla, onu ağdan kurtardım ve süpürgeyle dürterek dışarı çıkarmaya çalıştım. Gene olmadı. Kelebek, dışarı çıkması için tek yolun, şeffaf oldukları için dışarıyı gösteren ama gerçekte kapalı olan camlar olduğunu sanıyor olmalıydı. Yine, dışarı çıkmak için cama çarpıp durmaya başladı. Oysa, birazcık başını aşağı eğse, onun dışarı çıkması için kocaman bir kapının açıldığını görecekti. Ne var ki, bütünü göremeyip sadece bir noktaya odaklandığı için, kendisini garajın içinde tutsak kalmaya mahkûm etmişti.  (Joie Lake) 

Zengin

 KÖYÜN AĞASI, adamlarını yanına çağırıp: — Dün sabah buraya bir adam gelmiş. Gelsin tabi ki ama, “Bu köyün ağasından da zenginim.” der dururmuş. Şunu bulup getirin de, eni-boyu ne kadarmış görelim, demiş. Adamlar, dört bir yana dağılıp işe koyulmuş ve yaptıkları soruşturmaya göre, köye gelen kişinin ihtiyar bir balıkçı olduğunu, daha sonra sahildeki evine döndüğünü ağaya bildirmişler. Ağa, gururuna dokunan bu olayı çözmek niyetindeymiş. Atına atlayarak, o zengini aramaya koyulmuş. Bütün sahil şeridini boydan boya taramış, yolda birkaç kişiye sormuş ama, hiç kimse öyle bir adam tanımıyormuş. Tek bir balıkçı yaşarmış o civarlarda, garip mi garip, zayıf mı zayıf...

Git, Canını Kurtar

   Biri arkadaşına:     - "Haydi; bizim eve gidelim de ekmekle tuz yiyelim" dedi.     Adamcağız "Ekmekle tuz"un leziz yemeklere kinaye olduğunu düşünüp arkadaşıyla birlikte yola koyuldu.     Ama gerçekten de önüne birkaç somun ekmekle tuz konulunca şaşırdı kaldı; ama sesini de çıkarmadı. Derken kapı çalındı. Bir dilenci gelmişti.     Ev sahibi:     - "Git, yoksa yaralarım seni!" dedi.     Misafirin sabrı tükenmişti. Dilenciye döndü ve - "Bu adam dediğini yapar. Git, canını kurtar!" dedi. 

Horoz Hırsızı

İmam-ı Azam Hazretleri, talebelerine fıkhi konularda ders verirken, ansızın bir ihtiyar içeri girer:- Ey kadı hazretleri, bu gece kümese giren hırsızlar, horozumu çalmışlar. Kimin çaldığını da bilmiyorum. Bu sebeple hırsızları bulmanı istiyorum. Zira bu husustaki yeteneğinize inanıyorum.İmam-ı A'zam:- Bu fıkhi bir mesele değildir ki çözeyim. Sen devletin zabıtasına haber ver. Senin işini onlar halleder, diye yol gösterirse de, ihtiyar bir türlü ayrılmaz. Bunun üzerine İmam-ı A'zam:- Müezzin ezan okudu zaman, şüphelendiğin şahısları camiye davet et. İmam sizinle konuşmak istiyor de.

Kenar Mahalle

Bir profesör sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yaşayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmaları ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti.Öğrenciler, hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdir.Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tesadüfen bu çalışmayı buldu ve öğrencilerden bu projeyi sürdürmeleri ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi.Öğrenciler o bölgeden taşınan yada ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176’sının olağanüstü bir başarı gösterip avukat doktor yada iş adamı olduklarını ortaya çıkardılar Profesör çok etkilenmişti ve bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi o bölgede yaşadıkları için her biriyle buluşma şansı oldu “o koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?” sorusuna verdiği cevap hep aynıydı…mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı onun sayesindeProfesör bu öğretmen i çok merak etmişti hala hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması zor olmadı kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklara rağmen hala dinç duran bir yaşlı kadın buldu.Merakla yaşlı kadına bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp başarılı birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu.”Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi: “çok basit” dediBEN O ÇOÇUKLARI ÇOK SEVDİM

Halkın Dilinden Kurtulan Varmı

Nasreddin Hoca bir gün oğlunu yanına alır ve merkebi ile birlikte pazara gitmek üzere yola çıkar. Yolculuk esnasında önce oğlunu merkebe bindirir, kendi yayan yürümeye başlar. Yanlarından geçenler Hoca'yı, yaya oğlunu eşeğin üstünde görünce kendi aralarında oğlunun da duyacağı şekilde;- "Hey gidi zamane gençleri! Utanmadan kendi merkebin üstüne kurulmuş, ihtiyar babasını yayan yürütüyor..." diye fısıldaşırlar. Bunu duyan oğlu rahatsız olur ve;- "Baba! Bin şu merkebe! Bana sitem ediyorlar!" der. Bunun üzerine, Hoca biner, oğlu yürümeye başlar. Bir müddet böyle giderler. Bu kez karşılarına çıkan bir tanıdık Hoca'ya çıkışır:- "Hocam! Senin kemiklerin sertleşmiş, bu oğlun daha taze. Onu bu kadar ezmek doğru mu?" der. Hoca oğlunu da merkebin terkisine alır. Daha birkaç adım gitmeden hayvana acıyanların:- "Bakın şunlara! Hiç merhametleri de yok! Küçücük merkebe iki kişi binmişler! Utanır insan!" diye konuştuklarını duyan Hoca da, oğlu da merkepten inerler. Hayvan önde, onlar arkada yaya yola revan olurlar. Onları görenler gülerek:- "Allah! Allah! Dünyada ne şaşkın insanlar var? Merkep önde bomboş gidiyor, bunlar da yaya yürüyorlar!" dediklerini duyunca Hoca ellerini açar ve şöyle der.- "Ey Allâh'ım! Halkın dilinden kurtulabilen var mı?"

Ölümden Korkuyorum

Ashab-ı kiramdan bir zat Rasulullah Efendimize gelerek" ya Resulallah ölümden korkuyorum "dedi. Efendimiz (s.a.v.) ona "malından birazını infak et, onu ahirete gönder " buyurdu. bunun üzerine o sahabi denileni yaptı. Bir müddet sonra tekrar geldiginde "artık ölümden korkmadıgını" söyledi. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) tebessüm ederek "insan oğlu böyledir malı nerede ise gözüde orada olur " buyurdu

Çirkin Ördek

Çalıların içinde bir ördek kuluçkaya oturmuş yumurtalarını bekliyormuş. Uzun süredir tek başına oturmaktan sıkıldığı için yumurtaları çatlar çatlamaz sevinçle vaklayarak üzerlerinden kalkmış. “Artık çiftliğe dönüp oradakilere yeni ailemi gösterebilirim!” diye düşünmüş. Hepsi tam mı diye, cik cik öten yavrularını saymaya başlamış. “Yo, olamaz!” demiş yumurtalardan birinin henüz çatlamamış olduğunu görünce. O sırada oradan geçen bir ördek, “Yuvanda hâlâ çatlamamış iri bir yumurta var,” demiş. “Bahse girerim bir hindi yumurtasıdır.”“Hindi yumurtasıymış, höh! O benim yumurtam,” demiş anne ördek ters ters. İç çekerek yumurtanın üstüne oturmuş. Bu son yumurta da çatlayınca içinden iri, çirkin bir ördek yavrusu çıkmış. Anne ördek bu yavruyu görünce onun çirkinliğinden biraz utanç duymuş.

Nasreddin Hocanın Zengin Olma Düşüncesi

Nasreddin Hoca Merhum bir gün aklına zengin olmayı koymuş. Durumu karısına anlatmış. Baş başa verip nasıl zengin olacaklarını düşünmeye başlamışlar. Hoca ahırdaki eşeğinin lüzumsuz olduğuna karar vermiş. Ertesi sabah satmak üzere eşeği pazara götürüp ,   açık arttırmaya sokmuş .Herkes bir fiyat vermeye başlamış. Nasreddin Hoca verilen fiyatları beğenmeyince fiyatı kendi yükseltmeye başlamış. Sonun da eşek kendi üzerine kalmış. Sevinçle eve dönüp eşeği ahıra bağlamış.Durumu gören karısı :-Efendi ! Eşeği neden geri getirdin , satamadın mı yoksa? Diye sormuş.hoca Merhum:-Satıyordum baktım ki pek ucuza gidecek kıymetini arttırmaya başladım.Sonunda benim üzerime kaldı.Ben de getirip ahıra bağladım.Nasıl karlı bir iş yapmış mıyım? Demiş.Karısı:-Aman hocam iyi yapmışsın yapmasına da bir de beni dinle.Bir güzel iş çevirdim ki sorma gitsin:Kapıdan yoğurtçu geçiyordu.Yoğurt almak için bir kap verdim.Baktım adam darasını almadan yoğurdu dolduruyor.Ben de çaktırmadan kolumdan bileziği çıkardığım gibi terazinin öbür kefesine koydum.Hiç farkına varmadı.Gerçi bileziğimde yoğurtçu ile gitti ama eksik yoğurt vermesine engel oldum, deyince Hoca gülmüş ve:-İyi iyi hanım hadi bakalım sen içerden ben dışardan şu evi bir güzel çekip çevireceğiz galiba demiş.

Söyle

    Bir dilenci Isfahan zenginlerinden birinin evine gelip kapıyı çaldı ve bir şeyler istedi. Ev sahibi uşağına :     - Mübarek; Kamber'e söyle. Kamber de Yakut'a söylesin; dilenci için bir şeyler hazırlasın.     Dilenci:     - Allahım, Cebrail'e söyle. Cebrail Mikail'e, Mikail İsrafil'e, İsrafil de Azrail'e ev sahibinin canını almasını söylesin!

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar