Böyle biri geldimi?

Kanuni Sultan Süleyman şehzadelerini sünnet ettirdiği sırada oldukça görkemli bir tören yaptırır. Ondan daha öncede vezir Makbul İbrahim Paşada muhteşem bir düğün yaptırmıştı. Bu düğüne Kanuni Sultan Süleyman'ı davet etmişti. Kanuni Sultan Süleyman bir vesileyle İbrahim Paşa'ya - Senin düğünle, benim düğünü nasıl buluyorsun? Hangisi daha mükemmel? diye sorar. İbrahim Paşa ;- Benim düğünüm, der. Padişah şaşkın bir şekilde sebebini sorar. Paşa der ki:-Efendim, benim düğünümü zamanın koca bir padişahı şereflendirdi.

Ahmed Bin Hanbel Hazretlerinden Nasihatler

Ahmed ibni Hanbel'e; "Her gün sabahtan akşama kadar câmide ibâdet edip, Allahü teâlâ benim rızkımı nereden olsa gönderir, diyen bir kimse nasıl bir adamdır?" diye sorulduğunda; "Bu kimse câhildir. İslâmiyetten haberi yoktur. Çünkü, Resûlullah sallAllahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: "Allahü teâlâ benim rızkımı süngümün ucuna koymuştur." Yâni rızkım cihâd ile gelmektedir." buyurdu.    İhlâs nedir? sorusuna; "Amellerin âfetlerinden kurtulmaktır." Tevekkül nedir? sorusuna; "Rızkın Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır." cevâbını verdi.    Zühd nedir? sorusuna;"Zühd üç türlüdür; câhilin zühdü, haramları terk etmektir. Âlimlerin zühdü, helal olanların fazlasından sakınmaktır. Âriflerin zühdü, Allahü teâlâyı unutturan şeyleri terk etmektir." buyurdu.    Ebû Hafs Ömer bin Sâlih Tarsûsî isimli velî bir zât, Ahmed bin Hanbel'e; "Kalbler ne ile yumuşar?" diye sordu. Başını eğip biraz düşündükten sonra; "Evlâdım! Helâl yemekle yumuşar." buyurdu.    Ahmed bin Hanbel hazretlerine bir gün; "Tevekkül nedir?" diye sordular. "İnsanlardan istemeyi ve onlara yalvarmayı terk etmektir." buyurdu.

Ben Böyle Namaz Kılamadım

Bir kere Hatemi Zahid Hazretleri, Âsım b. Yusuf Hazretlerinin yanına girdiğinde Âsım ona: - Ey Hatem! Namaz kılmayı güzel becerebiliyor musun?" diye sordu. O da:- Evet, dedi. Bunun üzerine Âsım Kuddise Sırruhu: - Peki, nasıl kılıyorsun?" diye sorunca dedi ki:- Namaz vakti yanaşınca abdestimi sünnet vechi üzere tazeliyorum. Sonra namaz kılacağım yere gelip dikiliyorum, ta ki her uzvum yerleşiyor. Kâbe'yi iki kaşımın arasında, makamıı İbrahim'i göğsümün hizasında, Allahu Teâlâ'yı mekândan münezzeh (pak ve uzak) olduğu hâlde başımda hazır, kalbimdeki her şeyi bilir olduğu hâlde görüyorum. Sanki ayağım sırat köprüsünün üzerinde, cennet sağımda, cehennem solumda, ölüm meleğini de arkamda hissediyorum. Ve kılacağım namazın, son namazım olduğunu zannediyorum. Sonra ihsan ile (Mevlâ'yı görür gibi) iftitah tekbirini alıyorum, düşüne düşüne okuyorum. Tevazu ile rükûya eğiliyor, tazarru ile secdeye kapanıyorum. Sonra tamamıyla oturuyor, ümitle teşehhütte bulunup, sünnet üzere selâm veriyorum. Sonra da o namazı ihlâsla teslim ediyor, korkuyla ümit arasında kalkıyorum. Ve bu hâl üzere sabra devam ediyorum.Bunu duyan Âsım Kuddise Sırruhu Hazretleri hayretle:- Ey Hatem! Senin namazın böyle mi? dedi. O da:- Evet, otuz senedir böyle kılıyorum, deyince Asım Hazretleri ağlayarak:- Ben daha bu zamana kadar hiç böyle namaz kılamadım, dedi.

Romantik Kaptan

Çek-Senet mafyasında kullanılan kartvizitlerde "Ben sizi bulurum!" yazarmış. Yani:     "Nereye kaçarsanız kaçın, tepenizde biterim!."     Başa gelen musibetler de öyle.     İster denizde olun ister havada, o sizi bulur, asla gecikmeden.

Yüreğinin Anahtarı

 Bir zamanlar ülkenin birinde Polya adında çok genç ve çok güzel bir prenses varmış,Kral babası yatalak hasta olduğu için bu prensesi kraliçeliğe hazırlamak istemişler,Ülkenin bütün bilgeleri çeşitli dersler vererek prensesi hızlı bir eğitimden geçirmişler..Bir süre sonra kralın baş danışmanı onu sınavdan geçirip kraliçe olabileceğine karar verir..

Cen.NET Cafe

Falanca Camii imamı Abdullah hoca, resmi işlerini yaptırmak için nüfus müdürlüğüne gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet-cafenin yolunu tutmak zorunda kalır.   Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim "fesüphânallah'lar, estağfirullah' lar çektirir hoca efendiye, hem de ardı arkasınca:

Soğan

Kurnaz bir tüccar güney denizlerindeki adalarda yaşayan yerlilerin bol miktarda altını olduğunu duyunca bir gemi dolusu soğanla birlikte yola çıktı.Hayatlarında ilk defa soğan yiyen yerliler soğandan o kadar memnun kaldılar ki tüccara bunun karşılığında bir gemi dolusu altın verdiler.  

Hz. Süleyman (a.s.) İle Karınca

    Bir gün Süleyman Peygamber (a.s) bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da,     - "Bir buğday tanesi yerim" diye cevap verir.     Cevabın doğru olup olmadığını kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber (a.s) karıncayı bir şişeye koyar. Yanına da bir buğday tanesi koyarak hava alacak şekilde şişeyi kapatır. Ondan sonra da bir yıl bekler.     Müddeti dolunca şişeyi açtığında bir de bakar ki karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını da bırakmıştır. Kendi kendine meraklanır.     Acaba neden yemedi?   

Bir Taşta İki Kuş

 Adamın tembel mi tembel bir uşağı vardı. Bir gün onu üzüm ve incir almaya gönderdi, ama uşak sadece üzümle çıkageldi.     - Ben sana demedim mi, sana bir iş verirsem iki iş birden yap diye ha?    

Lakap

Abbasî soyundan biri hilafet iddiasında bulunmuştu. Öte yandan son derece kan dökücü zalim biriydi. Bir gün nedimini çağırdı:  - Bana bir lakap bul; ne bileyim, Mu'tasımbillah, Mütevekkilalallah gibi.     Nedim: Neûzübillah olsun efendim!

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar