Duanın Gücü

Sararmış, Keltepe’nin üzerine inen güneş eteğindeki son kızarıklığı da toplamaya başladı. Kurumaya yüz tutmuş derenin kenarında ilerlerken kurbağalar bağırdı. Az da olsa yeşilini dereden alan ayrık otlarına dönen eşeği elindeki sopayla yola koydu. "Deh! Bırak şimdi ayrık otlarını! Akşama camiye yetişelim!" Hayvan, hayır demez bir vaziyette yorgun adımlarla devam etti.
Sıvanan kamış tozları kavrulmuş saman renkli yüzünü kaşındırdı. Arif amca ensesinden mendili çözdü. Başına doğru sallayıp serinlemeye çalıştı.

Sararmış, Keltepe’nin üzerine inen güneş eteğindeki son kızarıklığı da toplamaya başladı. Kurumaya yüz tutmuş derenin kenarında ilerlerken kurbağalar bağırdı. Az da olsa yeşilini dereden alan ayrık otlarına dönen eşeği elindeki sopayla yola koydu. "Deh! Bırak şimdi ayrık otlarını! Akşama camiye yetişelim!" Hayvan, hayır demez bir vaziyette yorgun adımlarla devam etti.
Sıvanan kamış tozları kavrulmuş saman renkli yüzünü kaşındırdı. Arif amca ensesinden mendili çözdü. Başına doğru sallayıp serinlemeye çalıştı.
Ağır adımlarla tepeyi çıktı. İkindiyle, aşağıda serinlemeye çalışan ova bomboştu. Tepe aşağı kendini bırakan eşeğin gemlerini çekti ve
“Hele dur bakalım. Bir soluklanalım.” dedi.

Yorgun adam semere bağlı su bidonunu eline alıp çömeldi. Yanaklarından sızan birkaç damla sanki akşamın serinliğini getirmişti. İçi garip duygularla doldu. Yaz mevsiminin verdiği yorgunluk yüzünde gülümsedi. Gözlerini gölgeleyen şapkasının ucu tepeyi aşan güneşle kızardı. Loş serin bir hava ortalığı kapladı.

Harmanı kalkan ovadan sökün eden kargalar akşamın battığı dağlara doğru süzüldü. Gözlerini kısıp ovaya bakarken bir saatlik uzaklıktaki köyünü düşündü. Birden aklına gelen düşünceyle yerinden kalktı. Aceleyle bidonu semere asarken gözü heybeye takıldı. İstemeden eli bayramlık elbiselere gitti. Poşetlerin çıtırtıları, soğukluğu azar azar parmaklarının ucundan bütün vücuduna yayıldı. Bayramlık elbiseleri giyen kızlarının koşarak kucağına atladığını görür gibi oldu. Yeni elbiselerinin içinde ne kadar mutlu olacakları şimdiden belliydi. Bayram demek çocuk demekti.

Elindeki sopayı sağa sola sallayıp tepe aşağı, ağaçların arasından ilerledi. Boş düşüncelerle inerken yukarı doğru gelen üç karartıyı fark etti. Elinde kirmen çeviren ana ile iki kızdı bunlar. İstemeden durakladı. Bu ne hal diye düşünürken gelenleri seçmeye çalıştı. ½u arife günü, hem de yarın bayram. Kim nereye gidebilir ki? Bir anlam veremedi. ½apkasını kaldırdı. Açılan alnında serinleyen ter damlaları kaydı.
Patikadan salınarak inen eşek çitlembiği dönünce kızlarla karşılaştı. Ürken çocuklar analarının arkasına kaçtı. Ana elindeki kirmeni bırakıp sertleşen bakışlarla eşeğin arkasında beliren Arif amcaya baktı.
Arif amca onları rahatlatmak için:

- Selâmünaleyküm. Eşek sizi korkuttuysa kusura bakmayın.

Ana arkasındaki kızlarına döndü:

- Korkmayın kızlar.

Arif amca:

- Korkmakta haklılar. Biz de karşılarına birden çıktık.

Tedirgin bir vaziyette Arif amcayı süzmeye devam ettiler. Arif amca:

- Hangi köydensiniz?

Ana:

- Kula köyünden.

- Kimlerdensiniz?

- Çakıcılardan.

- Doğrusu Kula’yı tanımam. Ama akşam akşam nereye gidersiniz, merak ettim?
Arif amca heybenin gözünü karıştırdı. Bisküvilerin arasına lokum kıstırıp kızlara uzattı. Almak istemediler. Babacan bir tavırla:

- Alın kızlar alın. Arife günü beni sevaptan mahrum etmeyin.

Kızlar analarının yüzüne baktı. Hareketsiz, esintisiz bir gölün duruluğu kadar duru yüzünden bir mana çıkaramadılar. Bir vakit sessizlik devam etti. Anaları:

- Alın bakalım.

Kırıntısını bile dökmeden yemeğe koyuldular. Arif amca:

- Hayırdır kızım, nereye gidiyorsunuz?

Kadının yüzü soluklaştı. Akşamın gölgeleri oynaşırken yüzü kımıltısızdı. Arif amca, hüzünlü ananın gözlerine biriken birkaç damlayı seçebildi. Sorduklarına da pişman oldu. Ana başındaki yazmayı düzeltti. Kirmeni beline bağlarken zaman kazanmaya çalıştığı belliydi.

- Hiç, bağ evine bir uğrayalım dedik.

Arif amca gülümsedi.

- Bu arife günü kimse bağ evine gitmez. Hayrola bir derdiniz mi var?
Kızların anası ısrar karşısında gözleri yaşardı. Yazmasının ucuyla gözlerini sildi.

- Söyle kızım. Söylenmeyen derdin çâresi yoktur.

- Ne desem, nereden başlasam bilmem ki? Doğrusunu istersen kızlarımı bayramdan kaçırıyorum.

- Neden?

- Neden olacak? Kocam öleli beş yıl oldu. Çocuklarıma giydirecek, onları sevindirecek bir elbise bile alamadım. Hiç olmazsa onları köyden uzak tutayım, dedim. Bayramda başlarını önüne eğip üzülsünler istemedim. Yukarıda komşuların bağ evi var. Bayram bitinceye kadar orada kalacağız.

- İyi de kızım hiç mi hısım akrabanız yok?

- Var olmasına var ama onlar da başkalarının avcuna bakıyor.

Arif amca akşamla terleyen başını sildi:

- Zor kızım zor. Allah kimsenin başına vermesin.

Bakışan kızlara:

- Bitirdiniz mi kızlar?

İkisi de başını salladı. Bir taraftan da gözleriyle biraz daha istediler.
Heybeden torbayı çıkarıp uzattı.

- Alın istediğiniz kadar yiyin.

Eli diğer heybede ki bayramlık elbiselere gitti. Hiç düşünmeden çıkardı.
Kızların anasına:

- Bak kızım bunlar kızlarımın bayramlıkları. Bu da hanımın. Hepsini alın. İnşallah üzerinize tam uyar. Alın bunları da köyünüze geri dönün.

- Yok, bunları alamam, dedi. Arif amca vermekte kararlıydı:

- Bunlar sizin hakkınız. Biz kaç bayramdır giyiyoruz. Varsın bu bayram çocuklarım giymesinler. Yeter ki şu yetimler bu bayramı görsün?
Kadın titreyen dizlerinin üzerinde fazla duramadı. Bir eliyle ağaca dayandı:

- Allah ne muradın varsa versin. Allah sana tam on tane erkek evlat versin! Allah sana mal mülk versin! Allah sana yüz yaşına kadar yaşamayı nasip etsin, diye dua etti.
Çocuklar ellerinde bayramlık elbiselerle patika yoldan aşağı inerlerken mesuttular. Analarının ağzında bitmek bilmeyen bir dua seli akarken gözden kayboldular.
Alaca karanlıkla kuru derelerin üzerinde serin bir rüzgâr dolaştı. Arif amca yakın köyden duyulan akşam ezanıyla ovada yalnız başına yürüdü. Önde ilerleyen eşeğe:

- Akşam namazı için cemaate yetişemedik ama... gerisini getiremedi. Yıldızların göz kırptığı gecede boğazına hıçkırıklar toplandı.

...

Arif amca altmış yaşını aşarken bir kış günü hastalandı. On oğluyla iki kızı baş ucunda ölmek üzere olan babalarına baktılar. Oğullarından biri:

- Baba, bak hastasın. istersen vasiyetini yaz da kurtul.
İhtiyarın yüzü değişti. Zorla başını kaldırıp çocuklarına:

- Boşuna beklemeyin. İlk iki dua kabul oldu. Üçüncüsü de kabul olmadan ölmeyeceğim, dedi.

Erdoğan TÜCAN

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar