Şehirde İnsan Yoktu… ve…. Ey Kimsesizler Kimsesi!

Hayatın günlük akışında çoğu zaman sorgulamadan kabul ederiz yolumuza çıkanları. Yaşadığımız çevre, öyle veya böyle birlikte olduğumuz insanlar, beraber büyüdüğümüz hayatı birlikte tanımaya başladığımız ailemiz, kardeşlerimiz sorgusuz sualsiz kabul ettiklerimizden. Küçük yaşlarda mutlak doğru kabul ettiğimiz şeyler belli bir yaşa gelince artık sorgulanır olur. Gerçekte kendimizin, kim olduğumuzun peşindeyiz demektir. Uyarılara kulak tıkarız, o yoldan geçmişlerin tecrübelerine güvenmek yerine kendi hikâyemizi yazacak kelimeleri kendimiz keşfetmek isteriz.

Hayatın günlük akışında çoğu zaman sorgulamadan kabul ederiz yolumuza çıkanları. Yaşadığımız çevre, öyle veya böyle birlikte olduğumuz insanlar, beraber büyüdüğümüz hayatı birlikte tanımaya başladığımız ailemiz, kardeşlerimiz sorgusuz sualsiz kabul ettiklerimizden. Küçük yaşlarda mutlak doğru kabul ettiğimiz şeyler belli bir yaşa gelince artık sorgulanır olur. Gerçekte kendimizin, kim olduğumuzun peşindeyiz demektir. Uyarılara kulak tıkarız, o yoldan geçmişlerin tecrübelerine güvenmek yerine kendi hikâyemizi yazacak kelimeleri kendimiz keşfetmek isteriz. Ve en verimli tecrübelerimiz acıda soluk bulur, acıyla yeşerir acıyla büyürüz.

Öyle zamanlar olur ki adeta herkesin herşeyin bizden uzaklaştığını hissederiz. Yakın görünen herşeyle aramızda aslında ne çok mesafe olduğunu idrak etmenin çok ta güler yüzlü bir yolu da yoktur zaten. Önümüzdeki hayali resme ne çok inanmışsak o derece de parçalanırız. Paramparça olduğumuz o an aslında kendi gerçeğimizi bulmaya en yakın olduğumuz andır. Paramparça olduğumuz o an hayaller sönmüş ve perdeler kalkmıştır gözümüzün önünden. Belki de bütün bir hayatı Onu düşünmeden Ona yönelmeden geçirmişizdir. Ama hadiselerin tesiriyle zerre zerre çözüldüğümüzde, yalancı kalabalıkların verdiği coşku sönüp her bir hücremiz yalnızlığın karanlık puslu sabahına uyandığında, işte en çok o zaman idrak ederiz ki: herkes bizi terkedebilir ama zerreyi yoktan yaratıp hayat sunan, onu asla terketmeyecektir. Herşeyin Sahibi, ölümlü ve geçici hayatı verip her bir yarattığı varlığın yüzünde isimleriyle tecelli etmesine rağmen bir o kadar da perdelerin arkasında gizlenen Mutlak Bakidir. İşte o sebepledir ki Gerçek Sahibini tanımayan ruhlar ne talihsizdir. Yaratılışın özündeki aşkı farketmeden, sevilmeye en çok layık Güzeller Güzeli, bütün güzelliklerin asıl kaynağına kör bakıp, O’nun güzelliğinin bu fani dünyadaki yansımalarına hiç yok olmayacaklarmışçasına bağlanıp gözlerin gördüğü her güzele gönlünü veren, merhametsiz azapların içine kendi arzusuyla girmiştir. Elverir ki, önüne serilmiş güzelliklerin, gönül bağında güzel olana duyulan iştiyak ve meylin verilmesinin asıl gayesi kavransın.

O’na ulaştırmayan güzellik bela, O’na yöneltmeyen, O’nda neticelenmeyen her türlü muhabbet yakıcı bir azap yüreklerde. Gerçek Sahibine verilmeyen her bir şey de meşruluğunu yitirip varlık sebebinin dışında kullanıldığından faydasız, bereketsiz ve çaresizliği getiriyor beraberinde. Güzellerden bir güzel ne güzel dile getirmiş:

‘Gayrı meşru bir muhabbetin neticesi merhametsiz azap çekmektir’ diye. Ömrü boyunca Aşkla yaratanı hiç düşünmemiş bir insan zerrelerine kadar dağıldığı bir an gerçek Sahibine uyanabiliyor bir anda. Bütün sebeplerin durduğu, konuşan herkesin sustuğu bir anda ne yapar insan; sahipsiz ve kimsesizliğinden kime yönelip kimden bir yardım umar: Sevgi ve merhamet umduğu kucaklar ve kapılar kapandığında, bütün güler yüzler solduğunda, kime çevirir yüzünü?

Bütün kâinatın adeta size sırtını dönüp, kapısını kapattığı o an... Bir adım... Tek bir adım... Acıyla kavrulan bir yüreğin yönelişi adeta bütün âlemlerin yüzünü güldürecek tesiri oluşturmaya yeter de artar. Bir tek adımda o sırlı anahtar. Kimsesizler Kimsesine yöneldiği an insan, yaşanmış her bir yürek burkuntusuna, her bir acıya her bir çileye değmiştir.

Ya Baki Entel Baki

Ya Baki Entel Baki adeta yaralı ruhları onarır tekrar inşa eder. Hayat suyuna kandığı andır yeniden o muhtaç gönüllerin.

Rabbin Cemal ismiyle tecelli ettiği güzellerden bir güzel. Bir gül kadar narin, bakarken bile kırılmasından incinmesinden endişe edeceğiniz kadar ince ve hassas. Su kadar saydam ve berrak. 1986 yılında inançlarına çok bağlı Katolik bir ailenin kızı olarak Polonya’nın küçük bir kasabasında dünyaya gözünü açar Agata. Büyümekteyken her çocuk gibi ailesini, çevresini, öğretilerini sorgusuz sualsiz kabul eder. Hayatını inançları doğrultusunda yaşama azminde olan, karşılaştığı her bir zorluğun üstesinden inancından aldığı güçle sıyrılmayı başaran annesi, kendisini ve bir erkek bir kız kardeşini iyi birer Hıristiyan iyi birer Katolik olarak yetiştirme çabasındadır. Annesini inancına gösterdiği hassasiyetle kendisine örnek alan Agata okulda büyüklerine, kendilerine eğitim veren rahiplere çok saygılı, terbiyeli, çok soru sormayan bir öğrencidir. Tanrıya nasıl inanılması gerektiğini öğretmek bu insanların işi nasılsa deyip sorgulama ihtiyacı duymadan öğretilen herşeyi mutlak doğru olarak kabul etmektedir. Diğer dinler hakkında ise hiç bir fikri yoktur. Hıristiyanlıktaki bazı doktrinler hoşuna gitmediği anlarda bile annesine duyduğu kayıtsız şartsız güven ona güç verir. Daha ileriki yıllarda bütün büluğ çağındaki gençler gibi büyüdüğünü, kendisini çevreleyen herkes ve herşeyden bağımsız bir insan olduğunu idrak etmeye başladığı zaman, herşeye isyan ettiği annesi için de kendisi için de zor bir dönem olacaktır hayatında. Adeta protesto etmektedir kendisi dışındakileri. Her nasılsa zamanla bu dönem atlatılır, annesiyle eski yakınlığını yakalar yeniden. Hemen ardından yeni bir sayfa açılır önüne. Hayatıyla kendisiyle ilgili ne yapacağını bilemez, bir sonraki adımı ne olacaktır? Üniversiteye başlar ama bu başlangıç hedefi olmayan Agata’yı tatmin etmez ne olduğunu bilemediği, isimlendiremediği birşeylerin arayışı içerisindedir adeta. Diğer bütün seçeneklerin gerçekleşmesinin önündeki engeller sebebiyle o dönemdeki yakın arkadaşlarından birinin İngiltere’de bulunuyor olması onda da bulunduğu ortamdan uzaklaşıp sınırlarını aşma fikrini doğurur. Sebepler onu bir noktaya doğru sürükler ve 2005 yılının son günlerinde o da arkadaşı gibi İngiltere’nin başkenti Londra’ya gidip iş bulup çalışmaya karar verir.

Her renkten her sesten her dinden her kültürden insanın iç içe yaşadığı, bu iç içeliğe rağmen fert fert herkesin yalnızlığa ve kaderine terkedildiği, insanların birbirine yabancı baktığı merhametsiz, soğuk, vefasız şehir... Dışarıdan bakanların umudu, içine girenlerin çilesi... İnsani duyguların can düşmanı, iyi ve kötünün her an birbiriyle mücadele ettiği arena. Yalnızsanız, yutar bu şehir sizi, yalnızsanız yörüngeyi şaşırmak an meselesi... Gönlünüze göre gelmeye karar verirsiniz, sevemeseniz de çıkmak gelmez elinizden. Kaç safi gönüllü insanın katline şahid olmuştur yeri seyreden gökyüzü, kaç gencin umutları ile hayatları sönmüştür bu topraklarda bilinmez. Her güzelliğin hayatına kastetmiş eli kanlı bir zanlı karşınızdaki. Agata bütün safiyeti, bütün gençliği ve hayattaki bütün tecrübesizliğiyle bu şehirdedir. İlk bir buçuk senesi hayata dair gerçekleri biraz daha yakından tanımakla geçer. İlk işidir bulduğu. Aşkla bu şehirde tanışır, ilk hayal kırıklıkları takip eder ilk aşkı. Onu bu şehirde kalmaya zorlayan hep bir sebep olmuştur birbirinin ardı sıra, dönmemek üzere ayrılamaz bir türlü. 2007 yılı, ilk aşk ateşi düşer yüreğine. Tatlı hayaller, beklentiler uzanır yarınlarına gözünü açacağı her bir günün öncesi bu şehrin. Sevdiği insanın dinini yaşamasa da dini duyguları güçlü bir müslüman olması onun bu dine ilgi duymasına sebep olsa sa mesafeli kalır ilgisi.

Fırtına öncesi sukunet... Agata nereden bilecektir bu şehirde yaşayacaklarını: cok geçmez tatlı hayallere uyuyup tatlı hayallere uyandığı bir anda hayatında herşey yerle bir olacaktır. Evet, herşey bir anda olur. Onun için önemli olan herşey birer birer ellerinin arasından kayıp gidecektir. Önce işini kaybeder, sonra kalacak yerini. Umut bağladığı tatlı hayallerinin başkahramanı ilk aşkı tarafından terkedilir. Bütün bunlar aynı haftanın günleri içinde gerçekleşmiş, ailesinden çok uzaklarda her türlü teselliden yoksun Agata bir başına kalmıştır bu vefasız şehrin orta yerinde. Gülen kalabalıklar yoktur artık, şehir çırılçıplak bütün gerçekliğiyle bütün ürkütücülüğü ile gözlerinin önündedir. Çiçeklerin taç yapraklarından daha narin, kuş tüyü hassasiyetinde yapayalnız bir genç kız, öylesine küçük öylesine savunmasız ejderhalar misali alev saçan şehrin içinde. Şehir acımasız, bir Agata ne eder ki gözünde: her gün bir Agata’ya bedel kaç tanesi yutulur gider yok pahasına. Agata yerle bir olmuş ne yapacağını bilememektedir. Bütün bü kırıklıkların içerisinde kimden yardım isteyecektir, kimin kapısını çalacak kimden destek bekleyecektir?

Neredesiniz ey kalabalıklar? Neredesin ey umut vaad eden fırsatlar ülkesi? Neredesin gönül verdiğim, şimdi hayal olan sevgili? Bütün şehir ve içindekiler ölüm sessizliğindedir, sadece onlar olsa, dünya adeta sırt çevirmiştir Agata’ya. Bir anda sevdiğiniz sizin için değerli olan herşeyi ve herkesi kaybetseniz ne yaparsınız? Kimsesiz bir başınıza... Bütün sebeplerin durduğu o anda Agata iç âlemine yönelir ve dur durak bilmeden varlığına inandığı Tanrı’ya ama bu kez sadece O’na yoğunlaşıp dua etmeye başlar. Öteden beri bildiği gibi. Bir hafta boyunca her anını duayla geçirir, hayatının hiç bir döneminde çaresizliği bu kadar derin yaşamamış hiç bu kadar ümitsiz vahim bir durumda kalmamıştır.

‘Tanrım, lütfen bana bir yol göster, içinde bulunduğum durumdan kurtulmama yardım et. Görüyorsun ki herşeyimi kaybettim, benim için değerli olan herşey gitti, Bana ne yapmam gerektiğini göster. Söyle ne olur ne yapmalıyım? Çaresizlik içinde Sana yalvarıyorum lütfen bana yardım et...’

Sözlerle anlatılmaktan çok uzaktır o bir hafta boyunca hissettikleri, çaresizliğinin derinliğince dualar eder Tanrıya yüreğinin en derinlerinden. Bir haftanın sonunda Tanrıdan bir mesaj olarak aldığına inandığı bir cami bulup oraya gitmesi konusunda içinde uyanan hisle internetten bir araştırma yapıp en yakın camiyi bulur ve hemen oraya gider o gün. O büyük gün... Yeri ve gök ehlini sürura boğacak o büyük gün... Tarih 10 Ağustos 2007, günlerden Cuma, girdiği merkezde ofiste kimseyi göremeyen Agata, binanın ibadet edilen kısmına geçtiğinde namaz kılmaya hazırlanan bir hanımla karşılaşıp, konuşabileceği bir kimseyi nerede bulabileceğini sorar bir çırpıda ona. Tanıştığı hanımın yardımıyla caminin imamına ulaşır ve tanışırlar, daveti üzerine İmam Beyin evine gidip eşiyle tanışır. Bir süre konuştuktan sonra onların evinde onların şahitliğinde şehadet getirip müslüman olur Agata, gün boyunca adeta şok halindedir, küçücük yüreği pek çok duygunun aynı anda bulunmasıyla onu aşırı hassaslaştırmış, bu karmaşık hislerin tesiriyle şehadet getirene kadar sürekli ağlar, ağlar, gözyaşları buruk gönlünü yıkamakta arındırmaktadır sanki müslüman olması ailesine ihanet etmesi demektir aynı zamanda bu yüzden suçlu hisseder kendisini. Ama bir anda kendi hayatı ve duyguları üzerine yoğunlaştığında arada hiç bir engel kalmaz. Kendisi ve Rabbi... Sadece bu ikisi vardır onun için o an. Şehadet getirdiği o an... Anlatılmaz duygularla dolar birden, gözyaşları diner ve ifade edemeyeceği sebebini bilemediği bir mutlulukla dolar zerreleri. Eğer yeryüzünde bir ‘Sevgiliye kavuşma anı’ varsa o an ‘bu an’ olmalı: Aşkla yaratıp aşkı verenden uzak geçirilen yılların ardından derbeder gönüllerin vuslat anı. ‘Tanrım’ dediği halde kör gözlerle O’na yöneltilmesi gereken sevginin sağa sola saçılıp hedefinden saptırılmasının ardından gerçek Sahibi ile buluşması... İmana ermiş bir yüreğin Rabbiyle kenetlendiği o an işte, Agata herşeyden ve herkesten uzak duru bir mutluluk yaşar. Bir süre daha kalır o evde, imamın hanımı Fatiha hanım Kur’an’dan bir sayfa açıp gözüne ilk çarpan ayeti Agata’ya okur;

‘Sonra da kendilerine hiç bir fenalık dokunmadan, Allah'tan bir âfiyet, selâmet ve lütuf ile geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah çok büyük lütuf ve inâyet sahibidir.’ (Ali İmran Suresi, 174)

Fatiha Hanım şaşırmış ve aynı zamanda mutlu olmuştur, Agata’ya okuduğu kelimeleri anlayıp anlamadığını sorar. ‘Bu ayeti kerimenin işaretiyle Allah sana bir rahatlık bir teselli veriyor ve sana korunacağını haber veriyor. Ailen hakkında hiç endişe etme, herşey iyi olacak.’ Agata az önce yaşadıklarını tam anlayamasa da yüzünde kocaman bir gülücük, yüreğinde sebebini bilemediği, açıklayamadığı büyük bir mutlulukla ayrılır o insanların evinden. Fatiha hanımın okuduğu ayetin tam manasını kavraması aylar alacaktır onun için. Sonradan öğrenir ki, müslüman olduğu o gün, Cuma günü, müslümanlar için önemli bir gündür aynı zamanda o günün gecesi Ramazan’dan önceki mübarek gecelerden bir gecedir.

Agata, eline geçen kitaplar ve internet yardımıyla dini hakkında daha çok bilgi edinmeye çalışırken kendi kendine namaz kılmayı öğrenir. Müslüman olduğu gün hediye edilen İngilizce Kuran mealini elinden düşürmez. Basit şeyleri bile öğrenmek onun çok zamanını almaktadır, ama bunu yapabilmenin mutluluğu bile ona yeter de artar. Hayatı değişmiştir, daha mutlu bir insandır eskisine göre. Allah’ın gerçekten onu koruyup gözettiğini hisseder hep. Müslüman olmasının üzerinden bir yıl geçtiğinde daha bir bilinçlenmiş, daha bir özenle ne yaptığını bilerek, bütün hayatı boyunca sürdürmek azmiyle kendi kendine öğrenmeye devam etmektedir. Hatalar yaptığı halde bu onu yıldırmaz. Bir kaç ay sonra ailesine müslüman olduğunu söyler. Üzerinden geçen iki yıl ailesi için hiç bir şeyi kolaylaştırmasa da kendisi de ailesi de birbirlerine saygı duyarak anlamaya çalışmaktalar. Agata’nın bu şehirde müslüman olsa bile yalnızlığı devam eder. Bir farkla ki yaşadığı tecrübeler onu Kimsesizlerin Kimsesine ulaştırmış hayatı gerçek anlamına kavuşmuştur. Müslüman oluşunun üzerinden geçen iki senenin ardından çalıştığı yerdeki bir Türk kızının arkadaşları onu belli akşamlar şehrin değişik bölgelerindeki bir kaç camiye götürürler. İlk teravih namazlarını kılar bu cami ziyaretlerinde. Bir kaç müslümanla dahi olsa iftar edebilmek bambaşka bir duygudur. Önceki Ramazanlarında bir başına yenen akşam yemeklerinden cok farklıdır böylesi.

Bir akşam davet edildiği bir iftar yemeğinde tanıştığı insanlar, hayatında yeni bir dönemin açılmasına yol açacaktır. O iftar yemeğinde kendisi gibi müslüman Türk genç kızlarla tanışır, o kadar çok genç insanı bir arada bir çatı altında görmek onlarla tanışıp sohbet etmek, birlikte iftar edip namaz kılmak ve bu insanların arasında olmak onun hayallerin ötesinde bir güzellik bir nimettir. Ev sahibinin gelenlerin çoğunu tanımadığını buna rağmen davet ettiğini öğrenmesi, o insanların kendisini senelerdir tanıyormuşçasına bağırlarına basması, gördüğü yakınlık şaşkınlığını artırır. Ertesi gün yine bir camideki toplu iftar yemeğinde tanıştığı güzel insanlar için nasıl şükredeceğini bilemez. Orada o akşam tanıştığı daha bir saat öncesine kadar varlığından habersiz bir hanım ona evini seve seve açabileceğini söyleyerek, iş konusunda da yardım teklif eder. Bu insanlar gerçek midir, duydukları yaşadıkları daha önce hayatı boyunca görmediği duymadığı şeylerdir onun için. Agata hem çok sevinçli hem de üzgündür bir yandan. Bu şehirde geçirdiği son üç senede yaşamadığı kadar çok güzelliği o Ramazan’ın iki haftasında yaşamıştır. Onun için büyülü bir periyottur bu zaman dilimi. Yaşadığı bütün acı tecrübeler bir yana, kimsesizliği bir yana, tam bu güzel insanları bulduğu an bırakmak zorundadır. Bir kaç gün içerisinde ülkesine, ailesinin yanına seneler önce yarım bıraktığı eğitimini tamamlamak üzere dönecektir. Tanıştığı bu güzel insanların bütün insanları kucaklayışlarındaki hassasiyetten çok etkilenir Agata. Bu insanlarla birlikte olmak, onlarla iyilik mücadelesi vermek, insanlığa hizmet edebilmek için gayret göstermek, dünyanın her köşesinde yeşeren aynı gaye adına çalışabilmek hayallerini süslemekte şimdilerde. Bu heyecanla dolu günleri.

Agata paramparça olduğu bir anda ve tam da dağılıp yokolabileceği bir anda yüreğinin bir anlık yönelişiyle Yaratıcısına sığınmış, en çok muhtaç olduğu o an O’ndan yardım isteyerek doğru seçim yapmıştı. Çok iyi biliyordu ki tam zamanında yetişen Allah’ın yardımı ve ona doğru yolu açması dualarının neticesiydi. Çünkü bunu o istemişti Mutlak Baki’den. Bütün ölümlüleri bir kenarda bırakmış ve gönlünü ebedi Hayat Sahibine bağlamıştı. Yardım için O’na yalvarırken bile Sonsuz Rahmet Sahibinin onun için planlarından haberinin olması mümkün değildi. Allah’ın üzerindeki nimetlerinin farkında olan Agata şükürle dolu ve hayatını hep daha iyi bir müslüman olarak geçirmeye devam ederken, önünde açılan yepyeni ışıklı yolda emin adımlarla yürümek azminde.

Yolun ve bahtın açık olsun Agata...

Handan Everest

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar