Senden Sonra

Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye/Anne sözü dinler gibi masum/Ağladım bu sabah/Günler dayanılmaz oldu, senden uzak olunca/Martılar mahzun oldu, onlar bile ağladılar”

Yüreklerimizde küçücük güneşler, alnımızda secdelerde O’nun rahmetine bulanmış aydınlık, gözümüzde taifte payına düşen taşların acıttığı kalbimizin yaşları var

“Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye/Anne sözü dinler gibi masum/Ağladım bu sabah/Günler dayanılmaz oldu, senden uzak olunca/Martılar mahzun oldu, onlar bile ağladılar”

Yüreklerimizde küçücük güneşler, alnımızda secdelerde O’nun rahmetine bulanmış aydınlık, gözümüzde taifte payına düşen taşların acıttığı kalbimizin yaşları var şimdi. Sen yoksun.! Dudaklarımızda naatlar, kulaklarımızda çöl kızlarının yaktığı ağıtlar ve gecelerimizde karanlıklarımızı aydınlatan nurun var. Sen yoksun.! Kurtuluşumuz için sağlam basıp, yolumuza izler bıraktın efendim. Bizler hayat yolculuğunda ayak izlerini arayan, çağrını anlamak, yaşamak ve sana komşu olabilmek için acemi yürüyüşleriyle izlerini takip eden biçare insanlarız. Kanayan yanlarımıza merhem olacak ilaçta, düştüğümüzde bize elini uzatıp doğrultacak dostlukta sende. Zehirli sarmaşıkların her yanımızı kuşattığı bu köhne çağda, uhudun kalbimize düşürdüğü âşkla, uhudda komşuluğuna mazhar olan âşıklarla, çöllerin yakıcılığında sana eşlik eden bulutla sana gelmek istiyoruz. Karınca misâli yolunda ölmek istiyoruz, ölümsüzlüğü tatmak için. Yaralıyız efendim. Hicranlarımızı ateşten kelimelerimiz dağlamıyor!. Asırlara sığmayan saniyelerini, bir sayfaya sığdırmanın esareti var içimde. Kanatları kırılmış kuşlar gibi biçareyiz şimdi. Şimdi yüzümüze sen gideli ölümü unutarak sarıldığımız şu yalan dünyanın hüzünden gölgeleri vuruyor.! Payımıza kirli şarkılar, yıpranmış vakitler düşüyor ve biz biraz daha kirleniyoruz günler geçtikçe.! Ama biliyoruz ki; her şeye rağmen ümitsizlik yakışmaz bize. Yakışmaz yüreklerinde sevdanı büyütmeye çalışan insanlara yese düşmek. Biliyoruz ki sabretmek isteyenlerden oldukça biz, sabrı tavsiye eden senin çağrın, hepimizi düştüğümüz çukurlardan bahçelere çıkartacaktır. Çıkartıp düzlüğe, hüznümüze tebessüm olacaktır. Şimdi yüzümüzde hüznün ve sevincin bin bir ifadesi, yüreklerimizde güneş bulaşığı sıcaklıkla, yerin altını üstünden daha hayırlı göreceğimiz bir şefkat bekliyoruz dünyalarımızda.! Sevdalarımıza eşlik eden kutlu emirle, beş mevsim yaşıyoruz her gün sana yönelen kıblelerde, beş aydınlık yaşıyoruz.! Sabahın seher vaktinde Bilal’den dinliyoruz en güzel besteyi. Şehre düşen melodiler cennetin esenliğine çağırdığında bir olan gönülleri, bizler güneşi gölgeleyen adamlardan sıyrılıp güneşi yaratanın gölgesi için secdelere koşuyoruz.! Güneşi kıskandıran bir sadelikle başlıyoruz güne. Bin umut olsun, bir kurtuluş olsun diye hepimize, kainatın eşlik ettiği dualar gönderiyoruz Rabbimize.! Güneşin aydınlığı bize, yakıcılığı sevgine mahzar olamamış adamların hiçliklerine düşüyor. ” Onlar bilmiyorlar affet Allah’ım” Dünya kendini hissettirmenin ve vazifemizi unutturmanın binbir yolunu bulmaya çalışsada, acılara duyarlı, güzellikler karşısında delice sevinen ve senin yürüdüğün yollarda adımlarını taklit etmeye çalışan hayat sahipleri var hâlâ. Önemini defaten anlattığın çağrının ilkbaharda açan en güzel çiçeklerini, sonbaharlara kadar umutla yeşertmeye çalışan dostların var hâlâ. O’nun huzuruna, senin komşuluğuna alnımız ak gelmek istiyoruz efendim ve biliyoruz ki; Kim zerre_ miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu görür. Efendim, sen gittin matem düştü payımıza. Renklerin tonları soldu, ilkbaharımızın yeşili, yazımızın güneşi soldu. Sen gittin, ekinimizin hasadı yitirdi bereketini.! Sen gittin, günlerimize gece, gönüllerimize hazan düştü.! Sen gittin, her saniye bir asır şimdi.! Sen gittin, hayat hüzne aldırmaz oldu.! Karanlıklar içinden doğup büyüyen ve her yanımızı çepeçevre kuşatan bir çağrıdır şimdi payımıza düşen hasretin.! Dünyalık sevdalar yetmese de mutlu kılmaya adamlığımızı, menfaatimiz için aydınlığın üstünü örten bencil insanlardan değilsek eğer, bir ışık var hâlâ aydınlığımıza yetecek.! Huzur dünyadan çekildi efendim. Biz yenik düştük zamana, ”Hayat ancak ahiret hayatıdır” sözünü unuttuk. Hüsrandayız şimdi.! ”Şu insanlar, çarçabuk _geçen_ dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (ahireti) ihmal ediyorlar.” (insan 27) hatırlat Rabbim. Şefkatinle hatırlat, yoksa düşeriz kuyulara. Azabın gelmeden rahmetini, ateşe düşmeden esenliğini gönder. Efendim bıraktığın gibi olmasa da dünya, bırakmak istediğin dünyayı hatırlayan kardeşlerin var hâlâ. Sonbahar olsa da yaşanan mevsim, sonsuzluk aleminden müjdeler veren ve her kışın bir baharı olduğunu hatırlatan sözlerini asırlardır seslendiren Bilal’ler var hâlâ. Ve bizler, hüzün devirlerinin çorak topraklarında açan güller gibi, aydınlığını kuraklığımıza rahmet yapmak için arıyoruz. Umutla ve sabırla, toprağın tohumu beklediği gibi ilkbaharı bekliyoruz.! Rabbim bizide onun sancağının altında yaralarına merhem bulmuş kullarından eyle. Ben sana sıkıca sarılayım sen bırakma beni hiçliğin kötürüm kollarına.

Nurdal Durmuş

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar