Osmanlı ve Timur savaşı ( Ankara 1402 )

Siyah kısa saçlı, büzüşmüş ince bir deri, elmacık kemiği sırıtıyormuş gibi bir hava katıyordu yüzüne. Kısa boyu, zayıf bedeni, konuşurken çıkan sesin sahibi **bumu** diye insanlar kendilerine soruyordu. Göçlü ses tonu ile bakışları kendine hayran bırakıyordu.

Osmanlı ve Timur savaşı (1402)

Yazar: cebir önre
Bu bölümü okurken lütfen! Herkes aklında gri rengi tutsun. Parlak grimsi bir ortamda geçtiğini düşünün…

Savaştan önce Timur sancağı…(Gürcistan)

Siyah kısa saçlı, büzüşmüş ince bir deri, elmacık kemiği sırıtıyormuş gibi bir hava katıyordu yüzüne. Kısa boyu, zayıf bedeni, konuşurken çıkan sesin sahibi **bumu** diye insanlar kendilerine soruyordu. Göçlü ses tonu ile bakışları kendine hayran bırakıyordu.

Çin’den yeni getirtilen hamur işi kâğıdı sağ elinin parmaklarının arasında ovalayarak;**yeni alınmış galiba**. **Sen içinde yazılı olanları al gel.** dedi Büyücü.

Karşısında neydi belirsizce duran mahlûkat bile denmeyecek ama konuşmayı, nerden? Öğrenmiş ve nerden? Geldiği bilinmeyen adama başını kaldırarak, baktığı gibi midesini bulandıran simasına dayanamayıp bir kez daha başını eğdi.

Saçı sakalı birbirine karışmış, burnundaki sümüğü bıyıklarına bulanmış, siyah keçi kılından yapılmış kazağın üstüne siyah renkte pelerini andıran ama gecelik gibi duran ve yerlerde sürünen giydiği kişiye ayrı bir hava katan, bunda pek işe yaramayan, ayrı bir hava, hatta mide bulandırıcılığını artırmış. Şu tipsiz bak kendisine emir veriyordu.

Siyah derme çatma çadırın ortasında yakılan ateşin üstündeki kazanın içine bir şeyler atıp duruyordu.**büyücü**. Eline aldığı kevgirle karıştırıp**bunları bana bulmalısın!! ve acil. Baş buğunun kesin emri.**
Rulo şeklinde ki kâğıdı açarak maddeler halinde sıralanmış istekleri, inceden bir göz gezdirdi. **İlk yazıyı sen keşfettin galiba. Okunmuyor bu. Çivi yazısından bile kötü bu**. Alaycı konuşmasını bitirirken,

1-- Çıngıraklı yılan zehri** bir tas----Dayanaklığı artırmak için.
2—Yavru fil boynuzu*** iki adet-----yaraların erken iyileşmesi
3—Dört boğumluk akrep kuyruğu** bin tane------iksiri vücuda enjekte etmek
4—Keçi postu** bin tane-----seçilmişler giydirilmek için
5—Kirpi kanı** iki testi-----mide içi yaralanmalar ve zehir için panzehir
6—Amniyon **bir testi-----göçlerine göç ve savaş sırasında acıkmamaları için…
(Amniyon sıvısı, gebelik sırasında, bebeğin korunmasını ve tüm beslenmesini sağlar. Amniyon sıvısı, bebeğin cilt, solunum sistemi, sindirim sistemi ve boşaltım sisteminden dökülen hücrelerin olduğu bir sıvıdır. Sıvı, alfafetoprotein (AFP) ve asetilkolinesteraz (ACE) gibi maddelerin ölçümü için, sıvıdan amniyosentez işlemiyle alınan hücreler ise sitogenetik analizler, enzim ve DNA analizleri için kullanılır.).
**Bunlar ne işe yarayacak, hadi bunları buldum diyelim, ya şunu amniyon bu ne? ya.! Nerden bulunur bu.**.
** karın var mı?**var. Ne oldu niye sordun?** çocuğun var mı?** ‘o’ da var** doğumunu izledin mi? Peki**hayır. Kovmuşlardı beni çadırdan.** çocuğun doğduğunda onunla birlikte karının çocuğu çıkarttığı yerden bir su gelir işte bu su O işte anladın mı?**

Biraz afallamaya başladı.**ben bunu bulamam!! Nerden? Bulurum ki. Tek, tek doğum yapan kadınlarımı takip edeceğim.**evet** hayır ben bunu yapmam işte** yapacaksın**yapmam, kim ne diyorsa desin.**tamam o zaman Timur’a söyleyelim o zaman.**
Timur’un ismini duyar duymaz, **tamam bulurum ama seninde yardımına ihtiyacım var.** nasıl bir yardım** kimler doğum yapacak ve bana yardımcı olmayanlara karşı sen yardım edeceksin. Bir de söyler misin bu amniyom sıvıyı nasıl toplayacağım.

Binlerce irili ufaklı çadırlar, düzenini hiç bozmamak için büyük bir uğraş göstermiş. Çadırların tam ortasında merkez olduğu anlaşılan büyük çadıra doğru yürüyen, yürürken aksayan bacağına destek olur diye sağ elinden düşürmediği asaya benzeye ama meşe odunundan yapılmış bastona tutunarak, sol eli ile kapalı olan çadırın siyah ipeğini kaldırıp içeri daldı.
**Hazır** dedi. **İstediğiniz hazır ama bana bin tane göçlü kuvvetli, iri yapılı asker lazım**. Çadırın en sonunda yüksekçe bir yere oturmuş kendisine, Osmanlı ile yapacağı savaş için bilgi veren komutanları, istihbaratçıları ve keşif ekipleri ile konuşuyordu Timur.

**ne hazır** dedi Timur. **istediğiniz iksir ve büyü hazır** bin tane askeri ne? Yapacaksın** ** onlar sizin seçilmiş askerleriniz olacak** bu sözleri duyar duymaz yerinden kalktı ve çadırın ortasında asasıyla bekleyen mide bulandırıcı adama doğru yürüdü.
Nasıl? Asker olacak bunlar, anlat bakalım biraz*** bunlar yaralanmayacak! Yaralandılar mı? Erken iyileşecekler. Acıkmayacaklar, yorulmayacaklar. Sana savaşı bunlar kazandıracak yüce Buğu **.

Büyücüyle konuşurken sırtını çevirdiği komutana tekrar dönerek,** elçiler gelmedi mi?** **hayır yüce Buğu, daha gelmediler.** hazırda kaç tane askerimiz var?** şuan yaklaşık olarak yirmi üç bin tane var. Ama yarın saban sayımız yüz bini bulur. Bir hafta içinde bana sekiz yüz bin tane asker lazım. Kim var? kim yok herkesin eline silah verin. Çadırın içinde ki herkesin gözleri içtikleri -Saki-( pirinçten yapılan Japon içkisi) fincanın ağzından daha da fazla açıldı. Tek bir ağızla;** sekiz yüz bin** böyle bir orduyu oluşturan insan yığınını tarihte kimse yan, yana görmemişti. Dudakları uçuklattı, bu rakam. Büyücüye dönerek **sana beş bin tane asker ve hepsi seçilmiş askerlerinden, umarım onları heba etmezsin**. Elini karnından alnına vurarak **emriniz kelleme bedeldir bundan emin olabilirsiniz.**

Gelen en son haberle deliye döndü Timur. Gönderdiği elçinin kafası kesilmiş bir halede çadırına kervancılar tarafından getirildi. Türk geleneklerinde **Elçiler öldürülmez, bu türelerimize aykırıdır**. Savaş çanları çalınmaya başlandı Timur’un çadırında. Ortalıkta boş gezen rüzgâr yerlerdeki ot yapraklarını, çalıları uçuruyor, sağa sola çadırlara asılmış ıslak elbiseler uçuyordu. Havayı kan kokusu sardı. Gri bir mezarlığa göndü çadırlar, sakinlik kapladı her yeri.

Bu bölümde herkes aklında güneşin parlaklığını, parlak bir sarı rengin hakim olduğunu düşünsün, lütfen!
Savaştan önce Osmanlı sancağı. ( Bursa )

Yıldırım Beyazıt vezirine dönerek** gönderdiğimiz elçiler gelmedi mi?**.** Yok padişahım, daha gelmediler**.** bir elçi grubu daha mı gönderse miydik?. Hiç olmazsa İstanbul’u alana kadar doğu tarafında kan dökmez askerlerimiz.**.** padişahım; eğer savaş kapımıza dayanırsa ve avlumuza kadar savaş davulcusunun sesi yankılanırsa bizler muhakkak savaşacağız. Ama lütuf padişahımındır.**
**doğru söylersin Ahmet, çok doğru söylersin. Ama öncelikle şu Bizans kahpesinin duvarlarını aşalım ve onu himayemize alalım. İstanbul olmadan Osmanlı bu topraklarda barınamaz ve Türkler Avrupa’ya gidecek yol bulamazlar.

Altı gün sonra…

Vezir koşar adımlarla kapıları açan kapıcılara fırsat vermeden omzuyla vurup içeri girdi. Soluğu kesilmiş vezir ** padişahım, padişahım.** vezirin sesi ile irkilen padişah, başını İstanbul’u almak için yaptı askeri kuşatma haritadan kaldırarak** ne? oldu Ahmet’im ne? Oldu.** göndermiş olduğumuz elçilerin kafası kesilmiş ve ordusu ile Bağdat’a gidiyor ** **Timur Türk geleneklerini bilmez mi? Elçiye kıyılmaz! Bunu bilmez mi? Ve nasıl olurda bizim topraklarımıza**sözünü bitirmeden. Masanın üstünde ki haritaya dönerek **kuşatmayı kaldırın, Erzincan’a gidiyoruz**

Sayısı binleri bulan kara, süvari ve göz bebekler yeniçeriler, bir ay içinde kurdukları kuşatmayı iki günde kaldırır-ark Erzincan yolunu tuttular.

Yolculuk bir hafta kadar sürdü. Osmanlı sancağı Erzincan ve Kemah’ı alana kadar Timur Bağdat ve yakın çevresindeki tüm Osmanlı topraklarını kendi hâkimiyetine aldı. Sonra tekrar Gürcistan’a döndü. Göçlü bir ordu hazırlayıp fillerle Ankara’ya gelerek kenti kuşattı.

Erzincan ve Kemah’ı aldıktan sonra Bursa’ya geri dönen Beyazıt bir hafta sonra orduyu tekrar Tokat’tan, Ankara’yı kuşatan Timur savaş açtı. Beyazıt’ın geldiğini duyan Timur kuşatmayı kaldırıp Çubuk ovasına çekildi. Devasa bodur ve çam ağaçları ile dolu Çubuk ovasına ordusuna sonradan eklediği fillerini sakladı.

Beyazıt kuşatmayı kaldıran Timur’u n Çubuk ovasına gittiğini duyunca sevindi. Kendi toprakları ve keşif yapması gerekmiyordu ama! Yıpratma taktiği uygulamaktan geri kalmıştı.
Sonunda vardı Beyazıt, Timur Beyazıt’ın topladığı orduya bakınca ürktü. En önde bulunan --yeniçeriler-- düşmanın içine korku salmak için eğitilmişlerdi. Pala bıyık tabir ettiğimiz bıyıkları, iri cüsseleri ve Osmanlı tokadının baş mimarı olan elleri hangi yüreği korkutmaz ki.

Saat: 6.25
Sabah namazını için imam olan Yıldırım Beyazıt askerin önünde secdeye kapanıyor ve olabildiğince yüksek sesle duaları okuyor askeri için Allah’a dua ediyordu. İki rekat namazdan sonra herkes ya Allah deyip yanlarından hiç ayırmadıkları kılıç ve yaylarını alıp, bu seferde ölmek ve öldürmek için saf tutup birbirlerinin arasını olabildiğince sıkıştırdılar. Binlerce ağız tek bedende Yıldırım Beyazıt’ın dilinden dökülen tekmilleri tek bendenmiş gibi söylüyordu. Sesleri çubuk ovasını inletiyor, kendilerine en yakın olan çiçek dağında sesleri yankılanıyordu.
Karşı tarafta şaman dinine mensup olduğu için dualarının sessiz bir şekilde dile getiriyorlardı. Ama tekmil sesleri arasında yaptıkları dualardan hiçbir şey anlamıyorlardı.

Çaldıran ovası düzlük bir arazi ve bodur, çam ve boyu aşan ot bitkileri ile dolu. İki tepe karşılıklı olarak bilerek konulmuş gibi. Aralarında boylu boyunca uzanan düzlükte kaybolmak içten bile değil. Bir tepeye Beyazıt, bir diğer tepeye de Timur ve bandocuları geçti. İki bando takımı; dağları, tepeleri titreten davul sesleri ile inletiyorlardı. Büyük davulcular davullarını patlatmak istercesine tokmakları ile domuz derisinden yapılmış olan davula olabildiğince vuruyorlardı.

---İlk hamleyi Beyazıt yaptı! ev sahibi olarak. Yanındaki kara birlik komutanına** alevli mancınıkları ateşlesinler.** Komutan elindeki mancınık amblemli flamayı kaldırarak, biraz havada beklettikten sonra tekrar indirdi. İnmesi ile yüzlerce alev topunun bodur ve karşıdaki Türk askerlerin üstüne yağmur gibi yağmaya başladı. Bir daha ve bir daha ateşlendiler. Bodur ağaçlarından çatırtılar yükselmeye başladı, ama tutuşan asker sesleri kulakları bir ok gibi delip geçti. Alev topları birbirini izledi, kesilmek bilmeden.
—İkinci hamle Timur hiç beklemeden verdi. Okçulara ok menziline girmeleri için emir verdi. Okçular önlerindeki komutanları ile saflarını bozmadan öne doğru attıkları birkaç adımdan sonra! Oklarını havaya yetmiş beş derecelik bir açı ile ateşlemek için diktiler. Okların uçlarında özel bir maddeden yapılmış olan keten ve ipek karışımından bir bez ve alkol ile desteklenmişti. Ateş komutu geldiği gibi, bu kez de Ateşli ok yağmuru başladı. Aralıksız yağdı. Tanrı unutmuş burayı demek geliyor insanın içinden. Bu kadar güzel nimetleri nasıl olurda silaha çevirirler. Ağaçları, taşları, ateşi her şey insanoğlunun elinde silaha bürünüyor. *****En büyük Şeytan iradesiz insandır ****.

---Ok yağmurunu atlatmak için sık orman içinde hafif piyadeleri öne sördü Beyazıt. Kılıçlarını çeken birlikler hızla karşı tarafa, kendi kanında, kendi canında ve aynı dili konuşan ama düşman dedikleri okçu birliğine saldırmak için koştular. Hemen arkasından okçulara emir verdi Beyazıt. Giden piyadeler bir düzlükten tam geçerken, her iki tepeden de rahat görüne düzlükte köpeklerin saldırısında kaldı. Bunu Timur önceden biliyordu. Başını çevirerek ** eğer bir savaşı kazanmak istiyorsan, düşmanının taktiğini uygulayacak ve kendi zaafını ört pas edeceksin. Bak şimdi yanımızda getirdiğimiz bu sıradan çoban köpekleri olmasaydı bize doğru gelen tehlike daha da tehlikeli olacaktı. Tabi sen benim ne demek istediğimi anlamadın! Bekle biraz daha. Açık meydanda askerlerin boğazına saldıran köpek sürüsü, sararmakta olan otları kırmızıya buladılar. Sonunda köpeklerin tamamı öldürüldü, ama birçok asker yaralandı ve öldü boğazları ısırıldığı için. Bu durumu gören Beyazıt şaşırdı. Böyle olmaması gerekiyordu. Gönderdiği hafif birliğine yapılacak saldırıdan sonra geri çekilip yeni çerilerle takviye edecekleri geri çekilen birliği. Ama olmadı. Taktiği işe yaramadı. Kalan askerlerde öne doğru hamle yapıyorlardı, ama artık onlardan bir ses seda yoktu. Bodur ağaçlarının arasında kayboldular. Yeniçeri ve ağır zırhlı kılıçlı piyadelerini öne sördü.

---- Yeniçerilerin geldiğini gören Timur hemen okçuları birkaç adım geri çekerek süvari ve kılıçlı birliklerini sördü. Hemen vazgeçti, üstünde bulunduğu tepenin arkasında ağaçların arasında sakladığı fiilleri çağırttı. Tepenin arkasından sağlı sollu çıkan filler, göçlü bir saf tuttu. Ve hemen kendilerine doğru gelen Yeniçeri ve süvarilere doğru dörtnala koşmaya başladılar.
--kendilerine doğru koşan filleri gören Yeniçeriler uygulayacakları taktiği( Turan taktiği;) erken yaptılar ve süvarilerin kendilerini geçmesine izin verdiler. Yüzlerce atlı fillere doğru mızraklarını çekip kendilerine doğru dörtnala gelen fillere daha hızlı öne doğru atıldılar. Bin tane filin sesi ovada yankı bulmadan zırhlı süvarilerin mızraklarının tadına baktılar. O kadar şiddetli çarpışma oluyordu ki! Kim kimin askeri olduğu anlaşılmıyordu. Bazen esen rüzgar yanan ağaçların çıkardığı siyah dumanları savururken izlenebiliyordu her iki tepeden. Aşağıda yaşamak için ölen askerler her iki bandocunun sesleri arasında mücadele ediyorlardı. Süvariler işini bitirip ileriye doğru atılmak özereyken kendilerini ok yağmuru altında buldular, karşı süvariler atağa geçti, zırhlı birlikler arkalarında.
-----Artık bütün kozlarını oynamıştı her iki Türk hükümdar. Ama Timur’un son hamlesi kalmıştı. Beyazıt ovanın ağaçlarla dolu ve kaybettiği süvarileri nedeni ile Turan taktiğini uygulayamadı. Yıpratma taktiğini hiç yapamadı. Amansız bir şekilde yakalanmışlardı ve kendilerini savaş esnasında terk eden Kara tatarlar yüzünden göç duruma düşmüştü.
----Timur gizli bir işaretle uzakta hayvan sürüsü gibi duran amansız askerlerine emir ulaştırdı. Siyah keçi derisi içindeki iri kıyım askerler bir başka olmuşlardı. Bağırıp, hırlıyorlardı sadece. Yüzleri, gözleri toprak ve çamur içinde kalmıştı. İki kol halinde beş bin asker iki koldan Timur’un bulunduğu tepenin arkasında savaş bütün acımasızlığı ile sör-düğü alana doğru yürümeye başladı. Ellerinde bu güne kadar hiçbir askerin taşıyamayacağı uzunlukta ve ağırlıkta kılıçlar, çivili topuzlar vardı. Çok göçlü bir saf tuttuktan sonra, süpürge işlemini görmek için alanda bulunan bütün askerleri büyük bir kıyımdan geçirdiler. Hem kendi askerlerini, hem de Beyazıt’ın askerleri. Artık önlerinde hiç kimse kalmamıştı. Sadece Beyazıt’ın bulunduğu tepeyi koruyan üç yüz asker kalmıştı ki. Davulcu tüm göçü ile sesine bir ritim tutturarak..
Bir ülke yıkılabilir,
Bir şehir yerle bir edilebilir,
Bir hükümdar ölebilir
Ama; bir soy tükenmeden intikam davulu hiç susmaz.
Anlam veremediği sözleri defalarca tekrarlıyordu.

Çok az askeri kaldığı için sağ elini kaldırdı Beyazıt. Hırıltılar ve bağırışlar içinde askerlerini katleden, daha doğrusu alandaki bütün askerleri kılıçtan geçiren bu mahlûkatlar karşısında, belki bir nebze olsun birkaç tane askerini koruyabilirdi.
Bir boru sesi duyuldu. Etraf sessizleşti. Kılıçlar havadan indirildi. Davulcu hiç durmadan sözleri ile devam ediyordu. Beyazıt elini indirerek.

** esaret istiyorum** dedi. Etrafındaki bütün askerler Beyazıt’a dönerek yapma dercesine baktı. İlk defa bir Osmanlı sultanı teslim oluyordu ve kaybetmeyen görkemli bir ordu kendi soydaşları tarafından bozguna uğratıldı. Bir veziri, vezir tutuklar bir padişahi da bir padişah. Timur kendisine doğru siyah atından inerek. Ey Yıldırım Beyazıt niçin? Niçin? Bu kadar askerin ölmesine sebep oldu.
Beyazıt tek bir cümle ile.
**ÖYLE ANLAR GELİRKİ ASKERİN ÖLMESİ GEREKİR VE BAZI ANLARDA İSE BİR OSMANLI EVLADI DİĞER EVLATLARI İÇİN ÖLMESİ GEREKİR.***

Geriye kalan bütün askerler esir alınarak Gürcistan’a oradan da orta Asya’nın değişik yerlerine sör-güne gönderildiler. Beyazıt esaret altında fazla dayanamayıp öldü ve arkasında bıraktığı Osmanlı saltanatı da fetret dönemine girdi..

Yorumlar

#1 Ziyaretçi : bre cahil

senin dediğin bilinen tarih değil,yalancı tarihtir.okullarda öğretilen anadolu yanlısı tarihtir.ana yurt türkistanı reddeden tarihtir.ikisinin de hakkı var ama timur savaşmamak için elinden geleni yapmıştır.


#2 Ziyaretçi : bu savas olmamasi

bu savas olmamasi lazimdi
yaziklar olsun beyazita bunu yapti
cunku timur savasmak istememisti,
beyazid ise timurden once avrupaya
sahip cikmak istemisti,yazik...


#3 Ziyaretçi : herhalde ordaydın sende nasıl

herhalde ordaydın sende nasıl bu kadar eminsin bilinen tarihte savaş timurun istekleri yüzünden olmustur


Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar