Tunçpranga II (Deneme)

TUNÇPRANGA II

O korkunç ve üzücü olayın üzerinden iki yıl geçmişti.
O güne kadar ikiside birbirlerini aramamışlardı.
İlk zamanlarda Julide’nin aramamasına, olayın etkisinden kurtulamayışı
ve onu suçlamaktan vazgeçemeyişi neden olmuştu.

TUNÇPRANGA II

O korkunç ve üzücü olayın üzerinden iki yıl geçmişti.
O güne kadar ikiside birbirlerini aramamışlardı.
İlk zamanlarda Julide’nin aramamasına, olayın etkisinden kurtulamayışı
ve onu suçlamaktan vazgeçemeyişi neden olmuştu.
Sonraları aramak istemişsede, telefon numarasını yırttığı için arayamamıştı.
Lakin onu düşünmediği gün hemen hemen hiç yoktu.

Günlerden bir gün kitaplarını yerleştirirken, üzerinde bir kaç telefon numarası yazılı bir yaprak parçası
gözüne ilişti.
Önce diğer işe yaramaz kağıt parçaları gibi, onuda atmışsa da, bu numaraları neden ayrı bir yere not ettiğini düşünüp içini garip bir his sardı ve kimlere ait olduğunu merak edip numaraları çevirmeye karar verdi.
İlk çevirdiği numaradan cevap alamaz. İkincisinde – Böyle
bir numara kayıtlı değil -diye otomatik bir ses alır. Üçüncüsünü çevirir ve hemen kapatır.
Zira numara alışılandan uzun olduğu için, doğru çevirip çevirmediğinden emin değildi.
Ahizeyi yerine kor ve numaraya bir kez daha bakar. ‘Bu kadar uzun bir numara kimin olabilir’ diye
Çıkarmaya çalışırken, telefon çalar. Aceleyle ahizeyi yeniden eline alır ve karşı tarafta bir erkek sesi:
>Alo kiminle görüşüyorum?<
Julide karşısındaki kimsenin kim olduğundan emin olmadan, hemen adını söylemez ve:
> Kimi aradınız? efendim. Burası bay Siemon’nun atölyesi< yanıtını verince, ahizenin öbür ucundaki ses:
>Atölyemi dediniz?<
Julide:
>Evet efendim burası bir atölye.<
Bey:
>Peki beni neden aradınız ki?< Julide şok olmuş gibi:
>Ben mi sizi aradım?<
Karşı taraf:
>Evet biraz önce telefonum çaldırılıp kapatıldı.<
Aralarında kısa bir sessizlik oluşur ama ikisininde soluyuşları biribirinin kulağında hışırdar.
Hemen sonra Julide:
> Özür dilerim yazı masasını toplarken elime o numara geçti, kime ait olduğunu merak etmiştim.
Sonrada doğru çevirip çevirmediğimden emin olmadığım için kapattım.<
Karşı taraf:
>Telefonum sizde bulunduğuna göre demek tanışıyoruz olmalıyız.<
Bu sözlerin üzerine Julide beyninden vurulmuş gibi olur, zira onun sesini tanımıştır.
İşte gene o karşısındaydı. Gene kader ona bir oyun oynamıştı. Elleri ve sesi titreyerek:
>Yo yo sanmıyorum tanıştığımızı. Hem şu an misafirlerim var.
Size iyi günler dilerim.< diyerek telefonu kapatır.

O günü nasıl geçireceğini bilemez bir halde Çarşı, Pazar dolaşır.
Eve geldiğinde saat yirmiikiyi gösteriyordu.
Yorgunluktan yüzü sapsarı kesilmişti. Mutfağa geçip sıcak bir kakao yapıp televizyonun karşısına
Henüz geçmiş idi telefon çaldı.
Arayan O idi. Julide’yi ürkütmemek için hüzünlü ve sakin bir tonla:
>Julide sensin değilmi? Beni tanıdığın halde neden tanımamazlıktan geldin?
Ne olur telefonu kapatma. Sanıyorum yeterince birbirimizin hakkından haksız hükümler verdik.
Evet artık dinlemek zamanı geldi.< Julide ağlamaya başlamıştı. O ise, konuşmaya devam ediyordu:
>Şairim güzel kadınım. Çiçeklerin özü seni unutamadım.
Biliyormusun kaç kez telefonunu çevirip, sesini duyup geri kapattım.
Zira bana mesaj olarak sitedeki yayınlamış olduğun o öyküyü okuduktan sonra cesaretim kırıldı.
O öykünde adeta bir caniyi anlatıyorsun.
Kim bilir kaç bin kişi okumuş ve....
İyikide gerçek adımı söylememiştim. Belli mi olur yoksa kimliğimi ortaya koyabilirdin.
Hemde o şekil suçlamalarla. Dinliyormusun beni?<
Julide:
> Evet dinliyorum. Lakin öyle bir olay karşısında nasıl o kadar duyarsız kaldığını bir türlü yenemedim.<
O:
>Belki senin kadar duygulu olmayabilirim ama beni duygusuz diye suçlamana asla izin veremem, zira bendeki vicdan ve duygu çoğunda olmayabilir.<
Julide:
>Madem öyle neden o gün o kadar telefon etmeme rağmen karşılık vermedin? Neden beni bir öksüz çocuk gibi sokaklarda ağlamaya terk ettin?< der ve hıçkırır.
O:
>Şaşkın aşkım iyi dinle. Hatırlıyormusun? Buraya geldiğinde görüşmek için ayarlamış olduğumuz
randevular kaç kez senin ratafından bozuldu. Benden kaçmak için, kaç kez bahaneler uydurdun.
Oysa o gün izin alıp, boynuna takmak için bir buket bile yaptırmıştım.
Düşünebiliyormusun seni nasıl özlemiştim. Nasıl görmek istiyordum.
Görür görmez seni ne şekil öpeceğimi kaç kez hayal etmiştim ve halä da hayalliyorum.
Hatta belki aç gelirsin diye kendi ellerimle dolama yapmıştım.
Dolama memleketimize has bir yemek türüdür. Üzüntümden elimi bile sürmeden çöpe attım.
Ne bileyim o gün gerçekten öyle bir olay olduğunu. Gene beni atlatmak için uydururulan bir bahane sanmıştım. Öykünü okuduktan sonra, karakola gidip olayı öğrendim ama söylediğim gibi,
Cesaret bulupta arayamadım. Filozof vicdanlımın beni affetmeyeceğini düşünmüştüm.<

Julide içinde yeniden ona karşı uyanan hislerle:
>İnanki aynı özlemi bende sana karşı besliyordum ve besliyorumda.
Sen yaşamıma girdikten sonra, dünyamın renginin bile değiştiğini hissediyorum.
Peki senin gerçek adın ne?< O:
>Gerçek adımı ancak nikah dairesinde öğreneceksin. Ama şimdilik Asya’lı diyebilirsin,
zira gerçek adımla çağıran pek olmaz. Beni yakında tanıyanlar hep Asya’lı derler.<
O günden sonra Julide’de ona Asya’lı diyerek hitap eder ve ilk zamanlarda olduğu gibi gene sık sık telefonlaşıp, Internet aracılığıyla birbirlerine fotoraflar yollarlar.
Süpriz olsun diye mi, veya bu kadarıyla yetindikleri içinmi kamerada görüşmek istememişlerdi.

Asya’lı bir gün gene bir telefon konuşması esnasında:
>Şu an resimlerine baktıkca, Berlin’e geldiğinde bir kere yeraltı tramvay durağında,
bir seferde bir kaç ay sonra belediye binasının önünde sokak sanatçılarının gösterilerini izlerken
gördüğümden eminim. Saçlarını yine önceki gibi tepene toplamıştın.
Yanında da bir bey vardı, tanıdığınmıydı, yoksa seyırcilerden birimiydi....?

Hatta her iki seferindede bu yüzü bir yerden tanıyorum diye düşünmüş isem de, çıkaramamıştım.
Sonraları gördüğümü çok iyi hatırlıyorum. Hatırlamaya çalış, birinci karşılaşmamızda Alexander- Platzt tramvay durağında bir Alman bayanına adres sorup, boş bir kanepeye orturmuştun.
Omuzunda koyu mavi bir sepet, üzerinde de siyah pantolon, Kafkasların kadınların renkli başörtülerine benzeyen şal şeklinde kalçalarına kadar inen bir üstlük vardı. Zaten sen merdivenlerden süzüle süzüle inerken, üstlüğünün rengi dikkatimi çekmişti bu yüzden çok dikkatli bakmıştım. Orada bana o kadar yakındınki…Keşke cesaret bulupta konuşsaydım veya telefonunu çevirmek aklıma gelseydi.< diye hayıflar.
Julide:
>Evet o olaydan sonra bir kez daha gelmiştim ve tariflerin de doğru ama genede yanıldığını sanıyorum
zira o zamanlar sana resim yollamamıştım.<
Asya’lı:
> Seni daha önce görmeseydim o kadar görüşmemiz için çaba harcarmıydım.
İlk tanıştığımız zaman kitaplarını ısmarlamıştım, kitapların üstünde de resimlerin var ya, işte o resimlerde gördüğüm o yüzü karşılaştırmıştım.
Şimdi ise göndermiş olduğun resimler yanılmadığımı kanıtlıyorlar<
Julide:
>Olamaz..! Yedi milyonluk bir metropolda iki sefer yüz yüze gelipte konuşamamamız, buluşacağımız bir esnada köpeğin yola fırlaması, köpeği arabaların çarptığını gördüğüm halde, sonraları polislerden edinmiş olduğum bilgiye göre, hiç bir kayıp köpek kaydı yapılmayışı ve olayı izlediğim kaldırımın yirmi metre kadar bir mesafenin dışında bir damla kan bulunmayışına, bir mucize mi desek acaba?.
Aklım ermedi gitti, kimdir bizimle oynayan bu varlık???<

Bir sabah Asya’lı telefonda:
>Günaydın Çiçeklerin özü, sana bugün biraz memleketimden söz etmemi istermisin?< diye sormuştu. Julide:
>Benim için bir gurur olacak, ağzından doğup, büyüdüğün yerler hakkında bir şeyler duymak.<
Asya’lı rahat bir nefes alarak, biraz da espiri olsun diye:
>Seni kandırıp bizim oralara götürmek için nasıl başlasamki...
Tamam atlarımızdan başlayayım. Çünkü bizim oranın atları ve atlara olan sevgileri meşhurdur.
Anlatıldığına göre, bazı yörelerde atın üstünde doğar ve ölürlermiş.
Ben şehirde büyümeme rağmen ata çok iyi binerim. Amcalarımla birlikte babamın köyde çiftliği var.
Tatili hep orada geçirirdim. Ata binmesini bilirmisin?<
Julide:
>Hayır binemem zira atlardan korkarım.<
Asya’lı:> Ooo attan korkulur mu. At insanların en yakın doslarından biridir.
Ama bir Uzakdoğu gelini olacağına göre ata binmeyi öğrenmen gerek.<
Julide:
>Şart mı binmem?<
Asya’lı:> Yoo şart değil ama memlekete gittiğimde arabadan çok atla dolaşırım.
Peki terkime bindirsem gene korkarmısın?<
Julide hoş bir tonla:
>Eğer başka şansım yoksa, bir denerim.<
Asya’lı:
>Ama terkime aldığımda öyle prenssesler gibi dimdik oturmayacaksın.<
Julide:
>Peki nasıl oturmalıyım?<
Asya’lı:
> Nasıl mı? <
Julide:
>Evet nasıl?<
Asya’lı:
>Arkamda kollarını belime dolayıp, başını sırtıma yaslayıp, tüm benliğini duyacak kadar sımsıkı bana sarılacaksın. Yoksa düşersın.< ve ardında kahkahalarla gülmüşlerdi.

Akşama gene Asya’lı onu arayıp:
>Canım birtanem, ikimizle ilgili içimi garip bir duygu sardı.
Bu hafta sonunda yanına gelmeme ne dersin?< Julide:
> Gel demekten başka ne diyebilirimki! Hem benimde içime tuhaf tuhaf şeyler doğuyor.
Adeta seni yıllardır tanıyor ve bekliyormuşum gibi bir birşeyler…
Asya’lı:
>Adetası fazla değilmi. Yıllardır birbirimizi tanıyıp beklemiyormuyuz?<
Julide
:
- Evet canımın içi, biz yıllardır birbirini sevip bekleyenlerdeniz. Artık beklemek istemiyorum, en kısa zamanda bende seni görmek, sarılmak, koklamak ve doyasıya......<

Adeta bu güzel sözler onları bir ikindi vakti, güneş ufukta kızıllığını boz dağlara yansırken, yeşil ve asude vadilerin eteğine götürmüştü.
Julide yöreye has olan ayak bileklerine kadar inen renkli kalın kemerli bir entari giyinip, geniş sırtlı, mor bir atın terkinde, kollarını Asya’lının beline dolayıp, birbirlerinin kalp atışlarını duyacak kadar sımsıkı sarılmıştı.

Aynı günün gecesi mutluluklarına katkıdan bulunmak ister gibi, gizli bir güç, bu defada onları Doğu Berlin’de Asya’lının arzuladığı gibi Asya atlarından oluşan, bir çiftlikte buluşturup, ondan habersiz geçip giden Julide’nin yıllarını geri çevirip, saçlarına yağmış olan karların üstünü siyah tüllerle kapatıp, iki çocuk annesi yapmıştı.
Julide çiftilikdeki çok odalı evlerinde, ev hanımlığının dışında boş zamanlarını gene yazı işleriyle geçirirken, Asya’lı öğremiş olduğu mesleğini bırakıp, kendini ailesine ve at bakımına bağlayıp, at tüccarcılığını ve aile mutluluğunu birarada yaşıyordu.

Gel görki Asya’lı çocukları kentte Panayıra götürdüğü bir öğlen sonu köhne bir at üstünde mevsimin henüz ilk baharın sonları olmasına rağmen, üstünde kalın bir kürk manto, başında fotür bir şapka, elinde eldiven beklenmedik yaşlı bir adam eve doğru yaklaşır. Terasta dizlerine kareli bir battaniye ile örtmüş kitap okuyan Julide yerinden kalkar adama doğru birkaç adım atar.
Zira adamın atıyla eve o kadar yaklaşmasına bir anlam veremiyor, ‘Bu adam kim ve neden atını haraya yakın bir yere bağlamıyorda, neredeyse eve kadar sürecek’ diye düşüne dursun, adam atına dokunacak bir şekilde Julide’nin önünde durdurup, çevreye bir göz attıktan sonra:
-Merhaba kızım. Gene evde yalnızmısın?- diye sorar. Julide biraz korkmuş, biraz şaşırmış bir halde:
- Yo yalnız değilim.- diye yalnız oldugunu gizlemeye çalışmışsada, başaramayıp devam eder:
Siz kimsiniz ve kimi aradınız ki acaba?
Hem atınızı buraya kadar sürmenizi doğru bulmuyorum. Zira gördüğünüz gibi, hayvanlar haranın oraya bağlanıyor.- der. Adam elindeki çubuğu Julide’nin topuz şeklinde tepesinde toplanan uzun saçlarına dokundurarak:
- Hayatta sadık kalan ve senin dışında tek variyetim olan bir tek bir atım var.
Onuda mümkün oldukça gözümden ayırmak istemediğim için, oraya bağlamadım.- deyince, Julide’yi bir titreme ve korku sarar. Hele (Senin dışında) derken neyi kast etmişti acaba, zira bu adamı ilk defa gördüğünden emindi.
Durumu fark eden ihtiyar:
- Evladım korkmana gerek yok.- der ve tekrar çubuğu Julide’nin saçlarına dokundurup onu iyice ürküttükten sonra: Hiç şaşmadın mı saçlarının yeniden kararmasına ve tıp yardımı olmaksızın anne olduğuna.
Hemde iki sefer.

Senin ve sevdiğin adamın mutluluğu için, hayallerinizin gerçekleşmesine katkıda bulunduğum kadar, şimdide seni uyarmaya geldim.-

Julide iri iri açılan gözlerinden yaşlar fışkırarak, geri geri adımlarla adamdan kaçmaya çalışmışsada,
adam, o nereye gidiyorsa, atın üstünde ona yaklaşıyor ve konuşuyordu:
- Evladım korkmamanı söylemedim mi?
Kaçma sana onun evde olmadığı bir günde niçin geldiğimi ve kim olduğumu anlatacağım.-
Ondan söz edeceğini duyunca, kısmende olsa, korkusunun yerini merak sarmıştı.
Omuzundaki şalla gözlerini ve burnunun silerek titrek bir sesle:
-Hayır sizden korkmuyorum. Lütfen hemen söyleyin kimsiniz ve ben nereden hayatınızda yer alan biri oluyorum?- Adam:
-Sanıyorum söyleyeceklerime inanman için, kararan saçlarını ve çocuklarının varlığını göz önüne getirmen yeterli olsa gerek.- Julide iyice korkuya ve merağa kapılmış bir şekilde:
-Madem yaşamımda bu kadar mucize yaratan sizsiniz, o zaman söyleyeceklerinizinde doğru olması gerek.-
Adam:
- Evet evladım ben yaşam boyu yalan ve sahtekarlıklara karşı gelen, ve senin hasretini yüreğine gömen
Dedenim. Yani babanın babasıyım.
Artık ezilmene gönlüm razı olmadığı için, taa oralardan kalkıp yanına geldim.
Asya’lı da seni hak etmeyenlerden birisidir. O da sana dürüst davranmıyor.
Seni istemesindeki neden, ondan kaçtığın ve istisna biri olduğun içindi.
Senin hak ettiğin sevdalar yok artık. Herkes bir macera peşindedir.
Önce yakalamak için, akıllıca kovalarlar, sonra deli gibi bırakıp giderler.
Hatırlarmısın yıllar önce sana bir atasözü yollamıştım “Aşkta yakalamak istiyorsan, kovalan“
İşte sen kaçtıkca o kovaladı. O memeleketinde başka biriyle evlenmek üzeredir.
Artık onu unut.- der, ve içinde Asya’lının nişan resimleri bulunan bir albüm uzatır, Julide’nin daha fazla bir kelime demesine fırsat vermeden, geldiği yöne doğru atını sürer.
Julide ardından:
- Madem dedemsiniz, ne olur gitmeyin. Size ihtiyacım var yanımda kalın. İnanın bende sizlere hasret gittim.
Artık sizlerden ayrı yaşamak istemiyorum. Hem onu terk edersem, çocuklarım ne olacak?
Onları bana verirlermi?
Çok yalnızım.Yalvarırım gitmeyin. Gitmeyin. Gitmeyinnnnnnnn.- diye bağırarak ter içinde uyanır.

Günlerce düşündeki dedesinin vermiş olduğu albümde gördüğü Asya’lının nişan resimlerinin tesirinden kurtulamaz. Karamsarlığa kapılır, ona karşı olan güvenci bir güverçin gibi auvuçlarından uçar gider.
’Ya gördüğüm o düş gerçek ise, veya bir gün gerçekleşirse ne yapabilirim’
diye sisli dünyasına soru ardına soru yağdırır.

Yaşamış olduğu mutsuzluklar, başarısızlıklar, küçük yaştan ailesini kaybedişi film
Şeriti gibi gözlerinden geçer.
Hayata olan sevincini kaybeder, Asya’lıyla karşılaşmadan yaşamına son vermeye karar kılar.
Zira aralarında aşılması güç sınırlarlarla birlikte, inanılmaz şeyler dolaşıyordu.
Yedi milyonluk bir metropolda iki sefer yüzyüze geldikleri halde, birbirlerine bir kelime söylemeden, dokunmadan geçip gitmeleri, o hayvanın kanlar içinde önüne çıkması, dünyasını tarumar etmekle birlikte,
yaşamış oldukları bu garip olgular adeta onları ikiye bölüp, bir parçalarını yerçekimi deryasına gömüp,
asla ayrılmaz bir güç oluşturmuştu, diğer bir parçalarını ise, hiç bir çekim gücü olmayan başka bir gezegene
atıp, masallarda tanıdığımız, Romeo ile Julia, Arzu ile Kamber, Ferhat ile Şirin gibi
tarifsiz bir arzuyla birbirlerinin çevresinde dokunmamaksızın, döndüre döndüre can çekiştiriyordu.

Yaşam ve ölüm fırtınası içinde bütün gece perişan bir halde odanın içinde dolaşır.
Sabah banyoya geçer aynada solgun yüzüne ve saçlarındaki kar taneciklerine uzun uzun baktıktan sonra,
-Yaşamım hep hayal ve olumsuzluklarla geçti.
Onca çabalarıma rağmen, mutluluk kapılarını yüzüme kapattı.
Hani üç gün önceki gördüğüm düşte saçlarım siyahlaşmıştı ve onun çiftliğinde beraberce mutluyduk- diye mırıldandıktan sonra, yaşamından iyice nefret ederek, oturma odasına gider,
yazı masasının çekmecesindeki tabancayı alır, tetiğe parmağını geçirir ter sızan şakağına dayar.

Aynı dakikalarda, aynı binanın giriş kapısında ise şakakları hafif kırlaşmış, veya aralarındaki yaş barajını gizlemek için, özellikle kırlaştırılmış, kucağındaki çiçek demetinin, üzerinde – Canım benim.
sana yollamış olduğum o resimler eski resimlerdi. Hem seni her halinle sevdiğimi defalarca ifade etmiştim.
Ayrılmamak üzere seni almaya geldim. Benimle Berlin’e gelirmisin?- diye yazılı bir kartpostalla
Asya’lı da parmaklarını zile dokundurur……..!

Son

Çeviri Nermin Freitag

Yorumlar

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

data-ad-client="ca-pub-8225079082187134"
data-ad-slot="5411446925">

Anket

Ne tür hikayeler okuyorsunuz:

Son yorumlar